HİKAYE YAZMAYI SEVİYORSANIZ YADA BEGENDİĞİNİZ HİKAYELER VARSA PAYLAŞIMDA BULUNALIM...
BEN YILLAR ÖNCE YAZDIGIM BİR YAZIYLA BAŞLIYORUM :!: :!:
SİZİN YAZDIKLARINIZ YADA BEGENDİĞİNİZ YAZILARDA OLABİLİR
___________________________________
Tatlı meleğim, dostum, canım benim. Kurduğumuz hayalleri, paylaştığımız sevinçleri, tattığımız hüzünleri, gerçek olan hayallerimizi, masum gözyaşlarımızı ve söylediğimiz şarkılarıda yanında götür. Sevincine sevinç ekle, git hayallerinin peşine ve dönüşün muhteşem olsun...O mezuniyet gününden sonra hayatlarımız başka yönlere savrulsada tek dileğim gittiğin yerde aradıklarını bulman! Kimbilir bizleri, büyük şehirlerin temiz kalpli kızlarını küçücük bir kentte dert ortağı yapan kader, birgün tekrar biraraya getirecek ve belki de bu o kadar uzak değil:) Kendinle iyi anlaş arkadaşım, su gibi git gel, gülücükler eksik olmasın güzel yüzünden, bizleri de unutma sakın..
canım arkadaşıma hitaben yazmıştım :cry:
BİR HİKAYEDİR YAŞAM
Printable View
-
01-15-2007, 06:54 PMAhdesBİR HİKAYEDİR YAŞAM
-
01-16-2007, 03:56 AMAhdes
pes yani bu forumda bu kunu tehsil başlıgındamı olur :evil: insan bir edebiyat başlığı atar..bizde turk ve azeri eserlerinden örnekler yazarız..valla başkalarına hakvermeye başladım artık :evil: :evil:
[ -
01-16-2007, 04:11 AM_güzel hikaye
[ güzel hikaye
-
01-16-2007, 04:16 AMMirzeAlıntı:
mystrey Nickli Üyeden Alıntı
Başkaları derken benden mi bahsediyon kıs :D :D
haa bide hitab güzel olmuş :) ben kendi yazılarımı yazmasam da olur galiba :) -
01-16-2007, 04:22 AMAhdes
evet seni kastediyorum :D inan haklısın konuya bak başlıga bak :evil: :evil:
-
01-16-2007, 05:13 AMMirzeGül KIZ
GÜL KIZ
Genç adam, işe giderken hergün yolunun
üzerindeki güllerle dolu bahçeye bakmadan
geçemezdi. Her sabah o rengarenk güller içini
neşeyle, sevinçle dolduruyordu. Günler geçtikçe
güllere bakan gözleri, bahçedeki eve takılmaya
başladı . Çünkü, son günlerde o evde, tül perdenin
gerisinde bir genç kızın silüetini görüyordu. Her
geçişinde güllere ve pencerede belli-belirsiz görünüp
kaybolan genç kıza bakmadan edemiyordu.
[
Bir sabah her zamankinden daha erken yola çıktı.
Bahçenin önüne geldiğinde yüreğinin titrediğini,
içinin ürperdiğini hissetti; her gün tül perdenin
arkasında gördüğü kız, bahçede gülleri suluyordu.
Güzel kız, genç adamı görünce yüzü kızararak içeri
kaçtı. Genç kızın hayali gözlerinden kaybolmasın
diye gayret eder gibi gözlerini sabit bir halde bir
güle dikerek öylece kalakaldı. Gördüğü güzelliğin
etkisinde kalmış, sevdalandığını düşünüyordu.
Genç adam, artık hergün bir öncesine göre
biraz daha erken geçiyordu, kızı tekrar görürüm
umuduyla. Fakat tüllerin gerisinde görünüp kaçan
bir silüetten başka şey göremiyor, kahroluyordu.
Genç kız da her sabah heyacanla tüller arkasına
geçiyor, genç adamın gelmesini bekliyordu.
[
Bir gün, genç adam bahçenin önünden geçmedi.
Genç kız gün boyunca boşuna bekledi. Ertesi gün,
daha ertesi gün yine boşuna bekledi, genç adam
gelmedi. Genç kızın yüreğine hüzün doluyordu.
[
Başka bir gün, yine umutsuz gözlerle yola
bakarken, bir grup insanın omuzlarında tabutla
geçtiklerini gördü genç kız. Aklından geçen
korkunç düşünceden tüm vücudunun titrediğini
hissetti, yüreği sıkıştı; yoksa genç adam ölmüş
müydü !.. Genç kız yine hergün tüllerin arkasına
geçiyor, boş gözlerle dışarı bakıyordu. Yüzü de,
artık bakmadığı, sulamadığı gülleri gibi soluyordu.
[
Genç adam bir gün yine geçti bahçenin önünden.
Bir aydır yattığı hastaneden sonunda çıkmış,
ilk iş olarakta güllü bahçenin önüne gelmişti.
Ama ümit içinde geldiği bahçenin önünde, gülen
yüzü asıldı; bahçedeki güller solmuş, pencere kara
perdelerle sımsıkı kapatılmıştı. Genç adam yolda
oynayan çocuklara sordu; "Bu evde kimse
yaşamıyor mu?" Bir çocuk; "İhtiyar bir kadın
yaşıyor." dedi. Genç adam cevabını duymaktan
korkarcasına, başka bir soru sordu ;
" Burda yaşayan genç kız ne oldu ?"
Çocuklardan biri atıldı; "O öldü."dedi, genç adamın
yana düşen kollarını, yaşaran gözlerini görmeden
başka bir çocuk atıldı; "Verem olmuş, dün öldü."
[
Yıllar sonraydı, küçük bir çocuk heyacanla
annesiyle babasının yanına koştu,
güller arasında, sallanan sandalyede
oturan ihtiyar adamı göstererek bağırdı;
"Dedem gülüyor, dedem gülüyor baba !.."
Koşarak ihtiyarın yanına gittiler, gülerken hiç
görmedikleri yüzüne baktılar. Elinde bir gül olan
ihtiyar adamın yüzüne, gerçekten bir gülümseme
yayılmıştı; biten bir hasrete seviniyormuş gibi,
yıllardır görmediği birine kavuşuyormuş gibi mutlu
bir gülümseyişti bu. Fakat gözleri kapalıydı...
Ahmet Ünal ÇAM -
01-17-2007, 10:57 AMAhdes
yaşanmış bir aşk hikayesidir bu :cry: hayatta hiç bir şeyi ertelememek gerektiğini anlatan..
aşk ve ölüm
9. sınıf
şuan dersteyiz. yanımda dünya tatlısı bir kız oturuyor. yüzüne bakmaya kıyamıyorum. onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. o benim en yakın arkadaşım. beni sadece arkadaşı olarak görüyor. nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum...
10. sınıf
evdeydim arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu söyledi. sonra bize geldi. bana sıkı sıkı sarılıp ağladı. şuan dizimde uyuyor. saçlarını okşayıp o gül yüzünü doya doya seyrettim. ben onu o kadar çok severken o beni sadece arkadaşı olarak görüyor. nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum...
11. sınıf mezuniyet balosu
onunla çocukluktan beri arkadaşız. 8. sınıftayken birbirimize söz vermiştik lise sonda mezuniyet balosuna gidecek eşimiz olmazsa beraber gidecektik. beni aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gidebilir miyiz diye sordu. kabul etttimonu evinden aldım. balodaki en güzel kız oydu. bembeyaz elbisesiyle tıpkı bir melek gibiydi.. gece boyu dans ettik. kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm onu çok seviyordum . gece sonunda onu evine bıraktım. beni yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu söyledi. onu gerçekten çok seviyorum. ama o beni arkadaşı olarak görüyor. ona onu sevdiğimi nasıl söylerim. nedenini bilmiyorum ama kenmdimden çok utanıyorum...
aradan yıllar geçti.. şimdi o canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum. özel eşyalarının arasından kara kaplı bir defter çıkmış bana verdiler. okuyup okumamakta kararsızdım. açtım. bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu...
....
''şuan dersteyiz ve yanımda dünya yakışıklısı bir çocuk oturuyor. yüzüne bakmaya doyamıyorum. onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. beni arkadaşı olarak görüyor. erkek arkadaşım olduğu yalanını söyleyerek ve sürekli onunla ilgili yalanlar uydurarak yanında olabiliyorum. onu canımdan çok seviyorum. bana bir kerecik seni seviyorum deseydi dünyalar benim olurdu... ''
ben bu satırları okurken meleğimi çoktan gömdüler. hıçkırıklarımı tutamıyorumgözümü mezarından alamıyorum. merak etme biriciğim ben de ben de seni çok seviyorum....
alıntıdır......... -
01-17-2007, 07:24 PMAhdes
Anlatılacak şeyler olur bazen ama ne mümkün sıraya koyamazsın. Bazen isyan etmeye doğru giderken, bakarsın mutluluk karşında... Ve bir an çok mutlu olduğunda bir korku kaplar içini ya bozulursa dersin, o anı yaşayamazsın. Hayat bu işte bir varoluşun içinde kaybolmak(!) korkmak keşke bir fareden, bir yılandan korkmak olsa ama değil işte!!! En yakın bulduğun şeylerin seni ansızın terketmesi, canım dediğin her şeyden önce gördüğünün yılan oluşu vardır bide.. Yani yılanın kuyruğuna basmamış olsan da o seni sokmaya hazırdır. İşin kötü tarafı sen onu yılan yerine bile koymazsın. Evet yılan yerine koysaydın zehirleyeceğini bilir ve şuan olduğu gibi hemen ölmezdin...
:cry: :cry: :cry: :cry: :cry: -
01-17-2007, 09:55 PMMirze
Kalbim sızladı bu yazıları okurken...
Bu aşağıdaki hikayeyi duymuşsunuzdur. Ben 4 sene önce ilk bir radyoda duydum bu hikayeyi. Sonra araştırdım buldum. Şimdi hatıra defterlerimin arasında. Sizle paylaşmak istedim..
Cd ci Kız
Küçük bir kasabada annesiyle birlikte yasayan Murat adında genç bir çocuk varmış.Murat ,fazlasıyla içine kapanık , sessiz ve sakin bir delikanlıymış.tüm arkadaşlarının birer sevdiği varmış fakat Murat'ın çok içine kapanık ,duygularını ifade edemeyen bir kişiliği olduğu için Murat'ın bir kız arkadaşı bile yokmuş. Arkadaşları bu yüzden Murat'la dalga bile geçerlermiş ara sıra.
Bir gün genç çocuk yine elleri cebinde ,kafası öne eğik bir şekilde ilerlerken birden cdci de ki bir kız dikkatini çeker kız çok güzel ve masum görünüşte bir kızdır Murat durur ve kızla öylece birbirlerine baka kalırlar ve kız gözlerini ayırır ve müşterileriyle ilgilenmeye devam eder.Genç çocukta yoluna devam ederken kalbi çok hızlı şekilde çarpmaya başlar.
Herhalde aşk dedikleri bu olsa gerek diye düşünür.Genç çocuk yolda gördüğü her kızı o kıza benzetmeye ,gözlerini her kapattığında o kızı görmeye başlamıştır.Genç çocuk artık tamamen aşık olduğunu hissetmiş.Her gün cd dükkanına gidip bir cd paketletip alıyormuş ve cdci kızda gence gülümseyip gözlerinin içine içine bakıyormuş.Bu böyle haftalarca devam etmiş gencç çocuk artık kıza açılmanın zamanının geldiğini düşünüyormuş ama içinde bazı tereddütler varmış ya beni terslerse, ya benden hoşlanmayıp gülümsemeleri sadece müşterisi olduğum içinse ,diye düşünür.
Genç çocuk bir gün tüm cesaretini toplayıp yine cd alma bahanesiyle cd dükkanına gider cd ci kızdan bu sefer dükkanın en ücra köşesinde ki cd yi ister kız o cd yi getirirken oda yazar kasanın kenarına bir not iliştirir.Notta:^^ Senden çok hoşlanıyorum ve sana telefon numaramı bırakıyorum ararsan sevinirim aramazsan bir daha gelmeyeceğim^^diye yazar.
Daha sonra çocuk günlerce telefon bekler fakat cd ci kız aramamıştır.
Aradan haftalar geçer ve cd ci kız dükkanı temizlerken Murat'ın bıraktığı o notu görür ve çok telaşlı bir şekilde numarayı çevirir.telefona gencin annesi çıkar.
Cdci kız :
-- Murat'la görüşebilirmiyim der.
Murat'ın annesi ağlamaklı bir sesle :
--oğlumu üç gün evvel trafik kazasında kaybettim der ve hıçkırıklara boğularak telefonu kapatır
Kız yavaşça başını öne eğer sessiz sessiz ağlamaya başlar.
Çocuğun annesi çocuğun odasına girer gardolabın kapısını açar onlarca paketli cd yere düşer annesi paketin birini açtığında
ee yakışıklı bana ne zaman çıkma teklif edeceksin
diye yazar...............
-
01-18-2007, 12:42 PMyeshu
Çok güzel bir öykü... Bir şey de çıkardım... Etrafıma daha dikkatli bakacağım... Daha doğrusu bakacağım ve göreceğim...
-
01-18-2007, 01:58 PMAhdes
Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.?
Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!...
Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.
Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.
Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların.Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Yıllarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.
Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz...
Ne dersin bu da Allah’ın bir lütfü değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.
Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal...
:cry: :cry: :cry: :cry: :cry: -
01-18-2007, 11:03 PMzafercan
SÖYLEMEK İSTESEM GÖNÜLDEKİNİ
DİLİME DOLANAN IZDIRAP OLUR
YAZSAYDIM BEN DERDİMİN TEK BİR TEKİNİ
CİLTLERE SIĞMAYAN BİR KİTAP OLUR
AHH NE YAMAN ÇİLELİ BİR İNSANMIŞIM
SUNULAN HER ZEHRİ ŞİFA SANMIŞIM
AHH NE ALDANMIŞIM
ALDANAN GÖNÜLDE AŞK BİR SERAP OLUR....... -
01-19-2007, 08:48 PMadem52ders almak lazım
....
>>>>
>>>>
>>>>
>>>>Bir genç cumartesi gecesi bir partiye gidiyor.
>>>>Çok egleniyor, birkaç bira içiyor. Partide tanistigi bir kiz
>>>>ondan çok etkilenmis
>>>>görünüyor ve onu baska bir partiye davet ediyor. Hemen kabul
>>>>ediyor ve diger partinin gerçeklestigi yerde birkaç bira daha
>>>>içiyor ve daha sonra anlasildigi
>>>>üzere birileri buna uyusturucu veriyor (hangi
>>>>uyusturucu oldugu blinmiyor). Daha sonra bu genç uyandiginda içi
>>>>buzla doldurulmus bir
>>>>küvette çirilçiplak oldugunu anliyor. Hala içkinin
>>>>ve uyusturucunun etkisinde oldugunu hissediyor ve
>>>>etrafina baktiginda yalniz oldugunu anliyor, etrafina bakiyor
>>>>gögsünde rujla yazilmis bir kagit oldugunu fark ediyor. Kagitta
>>>>söyle yaziyor:
>>>> "112'yi ara yoksa öleceksin!". Küvetin yakininda
>>>>bir telefon görüyor ve hemen 112'yi ariyor ama
>>>>nerede oldugunu, ne içtigini,kimlerle oldugunu bilmedigini
>>>>söylüyor.
>>>>Operatör hemen ona küvetten çikmasini ve
>>>>bir aynanin karsisina geçmesini söylüyor. Genç,
>>>>gögsünde hiçbir anormallik görmüyor ama operatör sirtina
>>>>bakmasini söyleyince,sirtinda 2 tane büyük yarik oldugunu fark
>>>>ediyor. Bunun üzerine
>>>>operatör, onun tekrar buz dolu küvete dönmesini ve orada
>>>>ambulansi beklemesini söylüyor.
>>>>Hastanede yapilan incelemeden sonra, onun 2
>>>>böbreginin çalinmis odugu anlasiliyor. Her bir böbrek karaborsada
>>>>10.000 dolar ediyor (gencin bundan haberi yok tabii). Daha sonra
>>>>anlasildigina
>>>>göre: 2. parti tamamen sahte, bu ise karisan insanlarin çok iyi
>>>>tibbi bilgileri var ve verilen uyusturucu eglence amacini
>>>>içermiyor.Su anda
>>>>bu genç hastanede,onu yasamda tutan bir alete baglanmis durumda
>>>>ve hala dokularina uygun bir böbrek bekliyor.
>>>>Profesyonellerle çalisyor.Büyüksehirlerde aktif durumda çok böyle
>>>>grup oldugu biliniyor New Orleans, New York ve bir söylentiye
>>>>göre istanbul ve
>>>>Ankara'da da faaliyet gösteriyor. Bu mafya çok iyi
>>>>örgütlenmis vefinanse edilmis 112 bu suçu artik tanidigindan
>>>>dolayi, kisileri hemen aynaya
>>>>yönlendirerek,olayin boyutunu anlamaya çalisiyor.
>>>>Lütfen bu hikayeyi tanidiginiz herkese
>>>>anlatiniz, bu herkesin basina gelebilir.......
>>>>
>>>>
>>>>Hukuk Fakültesinde okuyan bir arkadasimdan
>>>>dün bir çay muhabbeti esnasinda bunu dinledim: Sultanahmet
>>>>civarinda bir çay bahçesinde
>>>>oturuyormus. Bir çay söylemis.
>>>>Yan masaya iki adam oturmus ve onlar da
>>>>çay söylemisler. Çaylar gelmis,
>>>>çayi 2 adama uzatan garsona, adamlar "yok" demisler,
>>>>"delikanliya ver, daha önce geldi kendisi".
>>>>Delikanliyla"yok,
>>>>siz için" vs.gibisinden ufak sakalasmalar olmus.
>>>>Çayları yudumlanirken 2 adam yemekte olduklari bisküvilerden
>>>>delikanliya uzatip buyurun,alin"
>>>>demisler. Delikanli da kiramamis ve bir kaç
>>>>tane alip yemis. Daha sonra otobüsüne binmek için oradan kalkmis.
>>>>Otobüse
>>>>binecegi sirada uykusu gelmeye baslamis, etrafina baktiginda çay
>>>>bahçesindeki adamlarin kendisini izledigini
>>>>farketmis ve telasa kapilmis.
>>>>Çogu kimsenin bildigi,Hukuk Fakültesi ögretim üyelerinden birinin
>>>>de anlattigi bir 911 vakasi aklina gelmis: Böbrekleri çalinan
>>>>birisi.
>>>>Her neyse... Hemen kendisini almasi
>>>>için arkadasina telefon etmis. Arkadasi gelmis
>>>>ve hastaneye gitmisler.Doktorun sözleri: Eger eve
>>>>gitmis olsaydin bir daha uyanamazdin. Çünkü sana verilen uyku
>>>>ilaci
>>>>dozajı oldurudüzeyde!"Bence
>>>>mümkün oldugu kadar forward edelim!!!!!!!!!!!!!!!!!
>>>>NOT: Kendinizi, sevdiklerinizi, yakinlarinizi düsünün.. -
01-20-2007, 04:07 AMfidan494...
mystrey, hekaye ile bağli kisacasi bunu demek isterdim keçen günlerimi qaytaraydilar gelen günlerimi qurban vererdim :cry: :cry:
-
01-20-2007, 06:32 PMMirze
LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN..
Görmesini bilen gözler
Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. “Badem” dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.
Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.
Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
“Sanki yeniden dünyaya geldim!” dedi. “Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?”
Yaşlı doktor: “Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!.”
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!.” -
01-21-2007, 05:28 AMfidan494haminizin hekayeleri gozeldir tesekkurler. Mirze, senin hekayende bezi sozleri anlamadim şaşlı gozler, kemerli burun, kepçe kulaklar ne demekdir?Alıntı:
Mirze Nickli Üyeden Alıntı
önceden tesekkurler -
01-21-2007, 05:35 AMfidan494mystrey, istekleriniz nezere alinacaq men bezi yeni basliqlarin açilmasini teklif etmisemAlıntı:
mystrey Nickli Üyeden Alıntı
-
01-23-2007, 11:26 AMAhdes
fidan anlatayım canım :lol:
şaşı gözler:gözün aynı noktaya bakmaması farklı yönlere bakmasıdır
kemerli burun: kemerli burun durumunda burun dümdüz olmaz da üzerinde bir tepe noktası olur. bu burunlar genelde normalden uzun olurlar.
kepçe kulak:genelde olması gerekenden büyük olan kulaklar için kullanılır bu söz -
01-23-2007, 11:32 AMAhdes
Affın Erdemi
Bir gün trenle seyahat eden birisi tesadüfen son derece huzursuz olan genç bir adamın yanına oturmuş. Bir sure sonra , genç adam , uzak bir hapishaneden henüz çıkmış bir mahkum olduğunu açıklamış. Mahkumiyeti ailesine o kadar utanç vermiş ki , ne ziyaretine gelmişler , ne de bir mektup yollamışlar. Ama fakir oldukları için seyahat edemediklerini , cahil oldukları için mektup yazamadıklarını umuyor ; her şeye rağmen kendisini affetmiş olmalarını hayal ediyormuş.
Ailesinin işini kolaylaştırmak için , kendilerine mektup yazıp tren kasabanın eteklerindeki çiftliklerinden geçerken bir işaret koymalarını söylemiş. Ailesi kendisini affetmişse , raylara yakın bir elma ağacına beyaz bir kurdele bağlayacaklarmış. Eğer kendisinin geri dönmesini istemiyorlarsa , hiç bir şey yapmayacaklar , o da trende kalıp Batıya gidecek , belki de bir serseri olacakmış.
Tren , kasabasına yaklaşırken heyecanı o kadar artmış ki , pencereden dışarı bakmaya cesaret edemiyormuş. Kompartıman arkadaşı kendisiyle yer değiştirip onun yerine elma ağacına bakacağını söylemiş.
Bir dakika sonra elini genç mahkumun koluna koymuş ,
“ Şuraya bak ” demiş. Göz pınarlarında biriken yaşlarla gözleri parlıyormuş. “ Her şey yolunda , bütün ağaç bembeyaz kurdelalarla bezenmiş ”.
O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar , adeta , birden dağılmış , kaybolmuş.
"Affetmezseniz sevemezsiniz.
Sevgisiz hayat ise anlamsızdır" -
01-23-2007, 01:51 PMfidan494tskler mystrey, zehmet çekib anlatdigin üçün sayende bu sözlerin de anlamini bilmiş oldumAlıntı:
mystrey Nickli Üyeden Alıntı
Türkiye türkçesinde ve azeri türkçesinde bezi anlaşilmayan tamamile ferqli özel sözler vardir meselen yuxarida izah etdiyin sözler azericede işlenmir buna göre de her defe bele sözlerin izahini isteyirem. Çox vaxt bele sözlerin anlamını mene sen izah edirsen :D :D sanırım canın sıxılmaz kusura baxma -
01-23-2007, 04:13 PMAhdeshayır çokta hoşuma gidiyor yardımcıolmak ama bir sorun var bende seni pek anlamıyorum olsun sonuçta gönüller bir olsun :lol: :lol:Alıntı:
fidan494 Nickli Üyeden Alıntı
-
01-23-2007, 04:18 PMAhdes
- Hadi bakalım. Bakalım hangi güzel bayanın ellerinde büyük tutkunun mazereti olacağım. Ya da hangi prensesin yatak odasında ki değerli vazonun şeref konuğu.
Bu sözler Pariste soyluların durak yeri olan ünlü bir çiçekçinin, nadide çiçekler bölümünde, itina ile hazırlanmış çekmecesinde o günü bekleyen çiçeğe aitti.
- Heyecanlı mısın? diye sordu papatya asil gül’e.
- Aslında hayır... diye kısık bir sesle cevap verdi gül.
Benim gideceğim yer belli. Bakalım diyorum hangi insanoğlunun duygularına şahit olacağım. Hangi soylu bey’in dikenlerime aldırmadan sevdiği kadına uzatırken duyduğu heyecana şahit olacağım. Ya da hangi şahit olunası komik durumlara şahit olacağım.
Yapraklarını içine doğru çekti. Diğer çiçekler konuşacak cesareti bie bulamamışlardı kendilerinde. -
01-23-2007, 07:31 PMAhdes
[
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:
–Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..
İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş; Demiş ki:
–Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!
Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş; Şöyle demiş:
–Ve bu ateş yakıcı bir şey!
Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş.
Ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek “poff !” diye ortadan kayboluvermiş…
Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş;
Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!… -
01-23-2007, 08:42 PMadem52
gerçekten mukemmeidi mirze gözlerim doldu ya sağol eline sağlık devamını bekleriz kardeş
-
01-24-2007, 12:53 AMadem52mystrey bütün yazıların güzel ellerine sağlık devamını beklerizAlıntı:
mystrey Nickli Üyeden Alıntı
-
01-24-2007, 01:17 AMadem52
YAŞAMIN KENDİSİ DEĞİLDE YAŞANILAN KISMI HİKAYEDİR BANA GÖRE VE O HİKAYE UZUN YILLARA YAYILSADA GERİYE BAKTIĞINIZDA YADA ANLATMAYA ÇALIŞTIĞINIZDA ÇOK KISA BİR ZAMANDA ANLATILACAK KADAR KISADIR YAŞAMINIZIN KALAM KISMINI DOLU DOLU YAŞAMANIZ DİLEĞİYLE
-
01-24-2007, 11:47 AMAhdesyaşam zaten yaşadıgın kısımların bir bütünüdürAlıntı:
adem52 Nickli Üyeden Alıntı
-
01-24-2007, 11:51 AMAhdes
KIRLANGIC HIKAYESI !
Günlerden bir gün Kırlangıcın biri bir adama aşık olmus. Ve adamın penceresinin önüne konup adama söyle demis;
Ben seni cok seviyorum lütfen pencereyi acıp beni iceri alda birlikte yaşayalım.
Adam:
Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olurmu?...
demis.
Kırlangıc tekrar;
lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz demiş.
Adam yine;
Olmaz alamam...Git başımdan, diye cevap vermiş.
Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demis;
lütfen beni içeri al.. Artık soğuklarda basladı, dışarıda kalamam. Biliyorsun ben sıcak havalarda yasayabilirim sadece beni iceri almassan baska sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni iceri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omuzuna konar seni neselendirir sana yarenlik ederim. Hemsende benim gibi yalnızsın, der...
Adam ona;
Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalıriı demis ve kuşu kovmus...
Kırlangıcta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde ucmuş ve uzaklara gitmis..
Adam kırlangıc uzaklara gittikten sonra düsünmüs ve kendi kendine
"Ben ne aptal , nekadar akılsız bir adamım, niye kırlangıcla birlikte kalmayi kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık demiş ve cok pişman olmuş, pisman olmus olamasına ama is isten gecmis. Kendi kendine nasil olsa sicaklar baslayinca kirlangicim gine gelir bende onu iceri alir birlikte mutlu bir hayat sürerim, demis. Ve penceresini sonuna kadar acip beklemeye baslamis. Yazın gelmesiyle Kırlangiclarda gelmeye baslamis. Ama onun kirlangici gelmemis.yazin sonuna kadar hic penceresini kapatmadan pencerenin basinda beklemis ama Bosuna....Kırlangıc yokmus.Gelen kırlangıclara sormus ama onun kırlangıcını gören olmamis. Sonunda bir bilge kisiye halini danismak ve ondan bilgi almak icin gitmis.
Bilge kisiye olayı anlattıktan sonra bilge kisi ona söyle demiş;
- K ı r l a n g ı c l a r ı n Ö m r ü 6 a y d ı r . . .
Hayatta bazı firsatlar vardır ömründe bir defa insanın eline geçer ve degerlendiremessen ucup gider -
01-24-2007, 12:07 PMfidan494mystrey, o zaman sen de menden anlamadiğin kelimeleri soruş aramızda dil eşanjı olsun :lol:Alıntı:
mystrey Nickli Üyeden Alıntı
-
01-25-2007, 08:50 PMAhdes
DUDAKLA BARDAK ARASI
Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş. İşlerin bir an önce bitmesini sağlamak için kölelerini hiç dinlenmeden çalıştırıyormuş. O zavallı kölelerden biri, bir gün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala ;
- Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabı hiç bir zaman içemeyeceksiniz ki! deyivermiş.
Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış.
Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin toplanmasını emretmiş. Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini emretmiş. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış. şarap bardağını eline alarak:
- Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiç bir zaman içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin ? diye sormuş.
Köle şöyle cevap vermiş:
- Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada başınıza neler gelebileceğini de bilemem!
Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş. Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen dışarı fırlamış. Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ve domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi dişleriyle, Sisam kralının karını yarıp ölümüne sebep olmuş.
Kral bostanda, bardak masada kalmış… -
01-25-2007, 09:13 PMceng
Hayatın her anı ne ile karşlaşacağımızı bilmediğimiz iyi,kötü sürprizlerle doludur.
-
01-26-2007, 02:45 PMMirzeBİR AŞK HİKAYESİ
BİR AŞK HİKAYESİ-(tanıdık gelecek bu hikaye size)
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."
Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
"Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar...
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."
Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?
Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!...
Yazar : Hıncal Uluç -
01-26-2007, 02:48 PMAhdes
FIRLATILAN TAŞ
Genç bir yönetici, yeni jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar gecen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı.
Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu:
- “Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?”
Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.
- “Lütfen, amca, lütfen kızmayın Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.”
Çocuk gözlerinden süzülen yasları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti.
- “Abim orada. Yokuştan yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”
Çocuğun simdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu;
- Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardim edebilirimsiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, su mesajı hiç unutmamak için sakladı:
“Hiçbir zaman yasamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme. Allah ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır. Fısıltıyı dinle veya taşı bekle.” -
01-26-2007, 05:06 PMgunce
mystrey butün hikayeleri okudum çok güzel tercihler yapmışın paylaşımın için teşekkürler...
-
01-27-2007, 12:22 AMadem52teşekkürler mystrey
sevgili arkadaşım mystrey hikayeni okudum çok güzeldi içinde dersler alınması gereken bikonusu vardı hikaye için teşekkür ediyor ve devemını bekliyoruz
-
01-27-2007, 05:01 AMfidan494
hekaye gozel idi çox beyendim tskler mystrey :D
-
01-27-2007, 01:27 PMgunce
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde .."Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
"Her engel, yaşam koşullarınızı daha
iyileştirecek bir fırsattır .." -
01-27-2007, 02:12 PMAhdes
gunce,fidan ve adem ben teşekkürederim okudugunuz için....
-
02-12-2007, 06:55 PMAhdes
Eski bir Hint masalı şöyle sürer gider.
Bir zamanlar çok büyük bir ressam varmış.Eserleri herkes tarafından beğenilirmiş.Ülkenin kralı bile onu Onur madalyası ile ödüllendirmiş.Ona Hint'çe de renklerin ustası anlamına gelen "Ranga Charya"adı verilmiş.Ama hayranları ona kısaca "Ranga Guruji"derlermiş.
Ranga,yıllar içinde,alanındaki ustalığını kanıtlarcasına kendine özgü bir renk stili geliştirmiş.Çok çalışması,yorumu ve konuya kendini vermesi,kendinden sonra gelenlerin takip etmesi için örnek olmuş.
Bir sanat okulu açmış ve orada müritlerine sanatın inceliklerini öğretmeye başlamış.
Belli bir müfredatı ve süresi yokmuş okulun.Öğrencinin,yeteneğinden ve bilgisinden kendisi tatmin olduktan sonra onu sanat dünyasına takdim etmesi okulun özelliğiydi.
Kendince bir "Öğrenci Değerlendirme "yöntemi geliştirmişti.Bu,onun çalışma yöntemi gibi,
dünyada eşi olmayan bir yöntemdi.
Okulunda bir öğrenci olan Rajeev çok aceleciydi.Allah vergisi bir yeteneğe sahipti ve Ranga'nın aradığı özellikler doğrultusunda;diğer öğrencilerden çok daha hızlı bir başarı gösteriyodu.
Ranga ondaki bu gelişmeden çok memnundu.
Çok övgü ve teşvik almaktan dolayı Rajeev merakla Ranja Guruji'nin onu artık bir ressam olarak ilan edeceği ve hayatının bu şekilde devam etmeye başlayacağı günü bekliyordu.
Bir g,çok kibar bir şekilde Ranga Guruji'ye final uzmanlık sınavını ne zaman alacağını sordu.Ranga gülümsedi ve dedi ki: "Rajeev,sen benim gelecek vaad eden öğrencilerimden birisin.Çok kısa sürede sanatın inceliklerini öğrendin.Sanırım şimdi final sınavının zamanı geldi."
"Sınav konumun ne olduğunu söyler misiniz,Guruji?"Rajeev mutluluğunu ve heyecanını saklamakta zorlanıyordu.
Ranga "Rajeev,bir resim yapmanı istiyorum,bu senin en iyi resmin olmalı ve herkes hayran kalmalı.
Şimdi acele etme ve hayatının şaheserini yap."dedi.
Rajeev gece gündüz çalıştı;en güzel resmini yaptı ve Ranga Guruji'ye getirdi.
Ranga: "Şimdi bunu şehrin meydanında halkın beğenisine sun."dedi. "insanların senin eserini görmelerine izin ver.Resmin altına büyük ve koyu harflerle,bu resmin halkın değerlendirmesi için oraya konulduğunu ve resimdeki hataların izleyenler tarafından resmin üzerine bir X çizerek belirtilmesini yaz."
Rajeev Ranga'nın dediklerini yaptı..Resmi şehrin en merkezi yerine koydu.Birkaç gün sonra Ranga gidip onu getirmesini söyledi.
Rajeev meydana giderken çok heyecanlıydı.Ancak oraya vardığında çok büyük bir hayal kırıklığına uğradı.Tüm resim baştan aşağı X işaretleriyle doluydu.Başarısızlığı böylece anlaşılmıştı.Büyük bir kalp kırıklığıyla
resmi Guru'ya gösterdi.
Ranga O'na asla umutsuzluğa kapılmamasını ve yeniden bir resim yapmasını tavsiye etti.
Rajeev yeni bir sanat şaheseri daha yaptı.Ranga daha önce söylediği şeyleri tekrarladı.Ancak en son satırda değişiklik yaparak.Bu kez Rajeev'e resmin yanına boya ve fırça da koymasını söyledi Resmin altına yazdığı mesajda izleyicilerin hataları bulması ve resmin yanında bulunan malzemeleri kullanarak düzeltmeleri istenmişti. Birkaç gün sonra Rajeev resmi almaya gittiğinde şaşırdı.Çünkü resmin üzerinde hiçbir işaret olmadığı gibi aynına konulmuş olan malzemelere de hiç dokunulmamıştı.
Rajeev resmi Guru'suna sunarken çok mutlu olmuş ve kendine güven dolmuştu. Ranga yine gülümsedi,ve"Rajeev bugün öğrenmiş olduğun bu dersle birlikte artık senin eğitimin tamamlandı."dedi.
"Sevgili oğlum,eğer bu dalda mükemmellik ve yücelik istiyorsan sadece sanatta ustalaşmış olman yetmez. Ama insanların,eline fırsat verildiğinde hiçbir şey bilmedikleri bir konuda bile eleştirip,değerlendirme eğiliminde olduklarını da öğrenmen gerekir."
"Eğer dünyayı seni yargılayacak kişi olarak kabul edersen hep hayal kırıklığına uğrarsın.insanlar hiçbir bilgisi ve ciddiyeti olamadan yargılamalarda bulunur ve birbirlerine fikirlerini söylerler.Senin ilk resmini X lerle doldurdular.,çünkü onları engelleyecek hiçbir risk yoktu.Ve çogunun bu konuda hiçbir yeteneği ve bilgisi de yoktu.Ama onlara sunulan bu fırsatı memnuniyetle değerlendirdiler.Ama aynı insanlar,hataları bulup düzeltmeleri istendiğinde hiç biri bunu yapmadı.Çünkü bu kez onların bilgisi ve yeteneği risk altındaydı;bu konudaki eksikliklerini göstermekten çekindiler.Uzak durmayı tercih ettiler."
Ranga devam etti:"Böylece sevgili oğlum,senin çalışman,senin yeteneklerin,senin bilgin,senin sanat alanındaki çabaların,senin çok çalışmanın ve içten uğraşılarını değerli bir ürünüdür.Bunu dünyaya bedava sunma.O zaman çalışman ilk resminin uğradığı sonuca uğrar."
"Kendinin yargıcı ol ve değerini kendin belirle ama bunu adalet ve eşitlik ilkeleriyle yap.Ve böyle davrandığında seni temin ederim ki asla ne kendin ne de eserinle hayal kırıklığına uğrarsın."
"Son olarak bir de bu; başkalarının eserlerini de senin değerlendirme hakkın olmadığı anlamına gelir.
"Tanrı seni korusun!Oğlum."
Rajeev'in gözlerinde saygı ve neşe dolu yaşlar vardı.Kalbinin derinliklerinde;eğer bu son dersi almasaydı eğitiminin eksik olacağını hissediyordu.
Nitin KULKARNi -
02-13-2007, 12:28 AMfollow_me
valla bravo çok kitap okuduğun belli oluyor ellerine sağlık
