O gun hava çok kötüydü.. durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.... küçük kız yine de her sabahki gibi annesinin sesiyle uyanmış, kahvaltısını etmiş ve her gün yürüyerek gittiği Okuluna doğru yola koyulmuştu... ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi "yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın?" diye telaşlandı.. Arabasına atladığı gibi yolda kızını aramaya başladı.... derken bir baktı,küçük kızı az ilerdeydi.. Minik minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.. Annesi önce bir anlam veremedi ama kızın niye böyle yaptığını çok merak etmişti, nihayet arabayla ona yaklaşıp sordu: "Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten...? Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak öyle ne yapıyorsun...?" Küçük kız cevap verdi: "Gülümsüyorum... çünkü Tanrı fotografımı çekiyor..."
Dusunce
Printable View
-
05-09-2005, 06:22 AMreskaDusunce
-
09-15-2005, 08:48 AMZindar:)
Çocuk psikolojisi için iyi bir örnekti...
-
03-05-2007, 10:26 PMzafercan
öncelikle hikayen için teşekkür ediyorum arkadaş.bence bu hikayede çocuk psikolojisi ile ilgili hiçbirşey yok çocuktaki allah inancı daha saf ve daha temiz o allahtan kötülük gelmeyeceğini bilir..
-
03-06-2007, 12:48 PMyeshu
siz yine de şimşeklerin çaktığı bir havada ortalıkta fazla dolaşmayın!
-
03-06-2007, 02:45 PMzafercangeneral yeshu ilk ben kutluyum dedim seni rütben hayırlı olsun,konuya gelince verende Allah alanda Allah nereye kaçarsan kaç ne yaparsan yap olacakla öleceğe çare yok,dedimya bu bir inanç meselesi.Alıntı:
yeshu Nickli Üyeden Alıntı
-
03-06-2007, 03:32 PMyeshu
Bu 'general' ifadesi ne anlama geliyor ki? Sağolsunlar!
Tabii sonumuzdan kaçamayız... orada ya da burada... 1 dakika sonra ne olacağını bilemeyiz ki! Bu anlamda haklısın. Yani, yarın ölecekmiş gibi ibadet, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak (önlem almak, sağlam binalar inşa etmek, köprüler inşa etmek, yabancı dil öğrenmek) :wink: -
03-06-2007, 04:18 PMyesterday
Hey yazıya biraz muhalifim sanki...
Bu gün gazetede bir yazı okudum küçük bir çocuk tırnak çakısının törpüsünü eletkrik prizine sokmuş ve akıma kapılarak ölmüş...
Hemen aklıma, küçük kızımın yatağının kenarında da priz olduğu ama zarar görmesin diye oraya bir yastık koyduğumuz geldi ve acaba bu yeterli olur mu yatağın yerini mi değiştireyim diye düşünmeye başladım...
Çocuklar her şeyi kendi algılama biçimlerine göre yorumlarlar, kızımın geçen gün sorduğu soru şuydu; 'Baba Allah erkekleri, kızlar için mi yaratmış?'
Çocuklar korkuyu bizlerden öğrenirler ve neden korkup neden korkulmayacağınıda tam olarak bilemezler... Mesela eşim köpekten korkarken kızım kendi boyundan büyük köpekleri kovalayarak yakalamaya çalışır...
Ama aynı durumda kızımı görseydim (şimşeklerin çaktığı yağmurlu bir havada dışarıda yürürken ) onun yerinede ben korkardım herhalde... -
03-06-2007, 05:53 PMzafercan[/b]çocukları büyüttüğümüz ortamlar nasılsa öyle gider önemli olan çocuğu ahlaki yapıya göre büyütmek.bizim bir ata sözümüz var insandan töreyen insan,sıçandan töreyen keseyen olar.Alıntı:
yesterday Nickli Üyeden Alıntı
-
03-06-2007, 07:17 PMAhdes
insan=ırsiyet+sosyalçevre+aileyapısı
bunlardan harmanlanıyoruz ve bir karakter oluyoruz..
çocuklarımız bizlerin eserleridir.
Bazı ailelerde çocuklarına karşı ya aşırı otorite noksanlığı görülüyor, ya da aşırı otorite hakimiyeti...Otorite çocuğa yapması lazım geleni yaptırabilmemiz, yapmaması lazım geleni de yaptırtmamamızdır. Bu konuda irade kullanıp başarılı olabilmemizdir. Tabii bunun bilimsel ve doğru olması gereklidir. Şimdi bunları kısaca açıklayalım.
Çocuk her şeyi bilemez. Kaldı ki büyükler de şüphesiz her şe*yi bilemez. Bu nedenle çocuk sürekli olarak çevreden birşeyler öğrenmektedir. Onun yaptıkları arasında iyi, doğru, gü*zel olan davranışlar olabileceği gibi yanlış hatalı, suç teşkil edecek hatta tehlikeli olanlar da bulunabilecektir.
Çocuklar, evde yan*gın çıkarmak, pişmekte olan yemeği devirmek, musluk suyu*nu açık bırakmak ve daha niceleri gibi hayatî öneme haiz iş*ler de yapabilmektedir. İşte otorite bu kabil durumları çocu*ğun yapmasına engel olunabilmesi için gereken iradenin an*ne ve babada var olması anlamındadır.
Çocuğun herşeyi bilemeyeceğini söylemiştik. Çocuk hata yaparak aradığı doğru*yu bulmaya çalışır. Zaten çocuk da hatalı, yanlış tutum ve davranışlarında aileden ve ilgililerden her zaman yardım gör*mek ister. Çocuk psikolojsinin temel çizgileri itibariyle du*rum böyledir.
Nitekim literatürde bilim adamları çocuğun isteklerini çocuğun ağzındanmış gibi mektup halinde yaz*mışlardır. Burada çocuk "yaptıklarımın hepsinin doğru ol*madığını biliyorum, siz mani olmadıkça onları yapmaktan da kendimi alamıyorum, yaptıklarımın hatalı olduğunu bana söylemezseniz -yahut buna mani olmazsanız- bunları nasıl düzeltirim" demektedir.
Ne yazık ki gerçekler böyle olması*na rağmen pek çok anne baba çocuklarının eğitiminde otori*te denilen altın kuralı yeterince kullanamamaktadırlar. Ya aşırı otorite noksanlığı, yahut da aşırı otorite çocuklara karşı yanlış olarak ailelerde mevcut bulunmaktadır. Bunun denge*sini bulmak zorunluluğu vardır. Aşırı otorite, otorite nok*sanlığı kadar tehlikelidir. Bunun önemli olduğu daima bilin*meli ve gerçek bilimsel otorite tanınarak çocuk için sağlanabilmelidir.
Nice durumlar olmaktadır ki çocuk aşırı şımartıldığı için evde her dediği harfiyyen yerine getirilmektedir. Tabii aile bundan hiç memnun değildir. Ama adeta eli mahkum bu esaret hayatını çekmektedir. Evde bulunan saati, teybi, radyoyu çocuk kaç kez yere çarpmıştır. Hatta bu dav*ranışını alışkanlık haline getirmiştir fakat aile çocuk inciniverir diye bu masrafa katlanmış ve otoritesini ortaya koyama*mıştır.
Çocuklar, küçüklüğünden itibaren hoşgörülmemesi gereken yerde hoşgörülmemelidir. Yahut hoşgörülmediği ilk o olayı yaptığında ihsas edilmelidir. Aynı hareketi yineledi*ğinde anne baba otorite prensibine göre buna mani olmalı*dır. O şeyi elinden almalı veya o şeye mani olmalıdır. Bunda kesin ve kararlı olmalıdır. Zaten kesinlik, kararlılık olduğunu çocuk gördüğünde birkaç ısrardan sonra onu elde etmek için ısrar edemeyecektir.
En tehlikeli olay şudur: Çocuğu aynı ha*reketinden dolayı bir defasında hoş görmek diğerinde hoş görmemektir. Ailenin morali iyi ise o davranışı hoş görmek*te, o gün canı birşeye sıkılmışsa aynı davranışı veya işi hoş görmemekte, çocuğa bağırıp çağırmakta, cezalandırma yoluna gitmektedir. Haklı olarak çocuk da "aynı hareketi dün yap*tım birşey demediler, öbür gün yaptım yine ses çıkarmadılar, bugün yaptığım da onlardan farksız, niçin acaba bugün ba*na bağırdılar, bu insanlar tuhaf birşey, gidip bir tedavi olsun*lar" diye düşünür.
Aile ona kızarken çocuk da onlara belki onlardan fazla kızar. İşte bu hal çok hatalıdır. Çünkü çocuk olayı kavrayamamış, üstelik de kendinin haklı olduğunu dü*şünmektedir. Zira olay meydandadır. Aynı hareketine üç kere müsamaha gösterilmiş, aynı hareketine dördüncüde şid*detli tepki gösterilmiştir.
Bu tutarsızlık büyük insanları da aynı şekilde kızdırır. Büyükler arasında bu tür davranışlar olsa acaba aynı anne baba olayı nasıl değerlendirirler? Tehlikeli olan davranışlarında çocuk kesinlikle engellenmelidir. Tehli*keli olmayan ama hoş olmayan davranışları için en başında kendisine işin doğrusu söylenerek öğretilmelidir. Aynı olayı yaptığında bu öğretilen bilgi hatırlatılmalıdır. Yine de aynı davranışı yapıyorsa en fazla iki kere hoşgördükten sonra ço*cuk ailenin otoritesini karşısında bulabilmelidir.
Dediğim gibi otorite çocuğa yapması lazım geleni yaptırt*mak, yapmaması gerekeni yaptırtmamaktır. Otoritenin kazanılması ve sürdürülebilmesi için çocuğa suçuyla ilgili olarak ceza verilmesi de normaldir. Sevdiği şeylerden bir süre için onu mahrum etmek en iyi ceza yollarındandır.
Ama mutlaka ceza çocuğun yaşına ve suçuna uygun olmalıdır. Çocuk mut*laka cezayı hak ettiğini kavramalıdır sonra ceza verilmelidir. Ancak bu şekilde ceza ıslah edici olabilir. Çocuk suçunu an*lamalı, kabul etmeli ve hatta "şimdi ben şöyle bir cezayı hak ettim" diyebilmelidir. O ceza verilince de "ben dememiş miydim işte oldu" bir daha yapmayayım bu işin sonu işte böyle ceza oluyor" diyebilmelidir.
Çocuk eğitimi zannedildi*ği kadar zor ve güç değildir. Bunun kuralları da karmaşık ol*maktan uzaktır. Ancak ne var ki çok iyi özetlenmiş yüzelli sahifelik, hatta daha özetlenmiş bunun yarısındaki bilgiyi an*ne ve babanın çocukla ilgili bireylerin öğrenip kavrayabilmeleri büyük bir gelişimdir. Ancak bu alanda ilim adamlığı şüphesiz en zor mesleklerdendir.
Burada anne babayı amatör bir şoföre, ilgili uzmanları da o otomobili imal eden mühendise benzetmek mümkündür. Amatör şoför olmak 3-5 saatte bile öğrenilebilirken bir makina mühendisi olmak herhalde çok uzun yıllar süren eğitim sonunda olacağını herkes bilebilir. Bu bir örnektir, ama kanaatımızca olayı anlatması yönünden oldukça iyi değerlendirilmelidir. Çocuk eğitiminde otorite prensibinin de var olduğunu hatırlamak bile anne ve baba için doğruyu bulmada başlı başına bir mürşit olabilir. Önem*li olan çocuğun ciddiye alınması ve olayın akademik bir çalış*ma alanı olduğunun benimsenebilmesidir. -
03-06-2007, 07:25 PMyeshu
mystery sen bu alanda eğitim alıyordun galiba. yanılıyor muyum? eğer doğruysam, tam senin konun o zaman!
-
03-06-2007, 07:27 PMyesterday
Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler mystery...
Yalnız unutmamak lazım ki makine mühendisleri ehliyetleri yoksa araba kullanamazlar, ve bu konudaki en büyük uzmanlarda çocuk yetiştirmenin dünynanın en zor işi olduğunu anne baba olmadan anlayamazlar...
Hangi anne babaya sorarsan sor diyecektir ki çocuk yetiştirmek dünyanın en zor işidir, eğer aksini düşünen varsa yorumlarınızı merak ediyorum... -
03-06-2007, 07:29 PMAhdesevet yeshu abi ben anasınıfı öğretmeniyim..bende az ucundan baktım konu çocuk olmuş hemen bişeyler yollayıp paylaşayım dedim umarım üşenmeyip okunurAlıntı:
yeshu Nickli Üyeden Alıntı
-
03-06-2007, 07:37 PMAhdesBunun aksini tabiki düşünemeyiz yanlız ben şunu düşünüyorum bilinçli bir anne baba olmanın burda çok faydası oluyor ve işide kolaylaştırıyorAlıntı:
yesterday Nickli Üyeden Alıntı
burda aile tiplerinide bilmek gerekiyor ki nerelerde yanlış yapıyoruz yada yapmıyoruz..çok koruyucu kollayıcı herşeye yetebilen bireylerde olmak çocuk ruh sağlığı için zararlı olabiliyor..dediğiniz gibi her mesleğin okulunu nasıl okuyorsak ben kendi şahsıma anne baba olmayıda bilinçli bir şekilde yapmalıyız
düşünebiliyormusunuz ortalama yaşı 60 civarında olabilecek bir birey yetiştiriyorsunuz 60 yıl boyunca yaşadıgı hayatı siz şekillendiriyorsunuz.bunun vebali çok büyüktür..
ilginizi çekerse ben bu konuda sizlere yazılar yollarım seve seve -
03-06-2007, 07:43 PMyeshu
ben okudum kardeşim eline şağlık. aslında galiba çocuklu olan bizler ara sıra sana bazı şeyler sorabiliriz.
-
03-06-2007, 07:59 PMyesterday
Lütfen yollamaya devam et çünkü insanız ve çocuklara karşı zayıfız en azından ben böyleyim mutlaka sık sık bu konularda bilgimizi tazelememiz güncellememiz farkındalık düzeyimizi artırmamız lazım...
İnsan hayatının kişiliğinin şekillenmesinde en önemli dönemin yanılmıyorsam ilk altı yıl olduğunu okumuştum bir yerde ve bu anlamda çocuk yetiştiren herkes büyük sorumluluk taşıyor ve bu günün dünyası öyle büyük tehlikelerler dolu ki insan kaygılanmadan edemiyor...
Bide şu çocuğa otorite konusunu hiç beceremediğimi itiraf ediyorum. Ona kızdığım zaman gözlerimin içine bakarak öyle bir gülümsüyor ki kızdığımı unutuyorum, daha doğrusu kızamıyorum... Yüksek sesle konuştuğumda da ağlıyor dayanamıyorum ve tıpkı 'bunu bana nasıl yaparsın' der gibi bakıyor... Ama sanırım şimdi şimdi geçen yıla göre çok daha iyi ve söylenenleri sebepleri sonuçları hepsini anlıyor ama bir kötü huyu var işte babası gibi denemeden durmuyor... -
03-06-2007, 08:32 PMAhdesAlıntı:
yesterday Nickli Üyeden Alıntı
--------------------------------------------------------------------------------
Çocuklar hayatımızda karşımıza çıkabilecek en akıllı varlıklardır.bunu hiç göz ardı etmemeliyiz bence..
buna istinaden hem size fikir olsun diye size aile modelleri ve bunun çocuklar üzerindeki etkilerini anlatan yazı örneği veriyorum
bazen dogru oldugunu düşündüğümüz şeylerin aslında ne kadarda yanlış olabildiğinide görmüş oluruz bu sayede
Çocuk eğitiminde 4 tip anne-baba olduğu söylenebilir. Bu yöntemleri inceleyerek hangi grupta yer aldığınızı ve bunların iyi ve kötü yanlarını görebilirsiniz.
Özgürlükçü anne-babalar
Bu tarz yaklaşım, özellikle de savaşın gaddarlığına bir tepki gibiydi ve 40 yıl önce oldukça popülerdi. Özgürlükçü anne-babalar çocuklarına sevgiyle yaklaşsalar da, genellikle konulması gereken sınırları, kuralları koymazlar.
Çocukların uygun olmayan davranışları çoğu zaman görmezden gelinir. Bu şekilde yetiştirilen çocukların genelde yaratıcı ve orijinal oldukları gözlemlenir. Ancak ortama uymakta zorlanır, dürtülerini denetlemede ve sorumluluk kabul etmede isteksiz davranırlar.
Açık ve net sınırlar olmaksızın çocuğun aklı karışır, kendini güvensiz hissedebilir ve yanlış kararlar alır.
Otoriter anne-babalar
Otoriter ebeveynler itaate değer verirler. Onlara göre hayatın nasıl yaşanacağı kurallarla kontrol edilir, her şey önceden şekillendirilir. Çocuk, kendini nasıl yöneteceğini öğrendiğinden değil, ama cezadan korktuğu için itaat etmeyi öğrenir. Bu tarz, günümüz toplum yapısına aykırıdır. Çünkü artık yeniliklere ve seçme hakkına değer verilmektedir.
Bedensel cezalar, çocukta problemlerin şiddetle çözümlenmesi gerektiğine dair bir kanı uyandırdığından, gene günümüz anlayışıyla bağdaşmaz. Sürekli emir almayı kabullenir şekilde yetiştirilen çocuk, istediği herkese kolayca öykünür ve etkinliklerde asla inisiyatifi eline almaz.
Pasif anne-babalar
Bu tip anne-babaların beklentisi azdır ve buna bağlı olarak verdikleri tepki de minimum olacaktır. Çocukla ters düşmemek için kural koymazlar. Çocuğun kendi başına büyümesine izin verdiklerini düşünürler. Buna karşılık çocuksa, anne-babasının ilgisiz olduğuna inanır. Bu tür ailelerin çocukları genellikle sosyalleşme yeteneklerini geliştiremediklerinden, ya çekingen, ya sinir bozucu veya egoist olurlar ve çoğu zaman da kendi güvenden yoksun kalırlar.
İlgili ve demokratik anne-babalar
Bu gruba giren ebeveynler, çocuklarına kayıtsız şartsız bir sevgi sunarlar. Ancak bunu yaparken uyması gereken birtakım kurallar belirlemeyi de ihmal etmezler. Çocuğun sorumluluk alması eğitimin öncelikleri arasındadır. Bu nedenle de çocuğa seçim yapması sağlanan pek çok fırsat sunulur ve yaptığı seçimlerin sonuçlarını yaşarken de ihtiyacı olan rehberlik verilir. Bu yöntem, günümüzün hızlı yaşantısı için en uygun yöntemdir. Bunun nedeni, artık seçeneklerin sınırsız olması ve bir şeyi yapmak için doğru olan birden fazla yöntemin olmasıdır. Bu şekilde eğitilen çocuk, sorumluluk duygusu geliştirir, daha akıllıca seçimler yapar, değişikliklere ayak uydurur ve kendine güveni oluşur. -
03-07-2007, 06:05 PMAhdes
Çocuk ve Korku
Çocuk yaşta ortaya çıkan korkuları düşündüğümüz zaman, genellikle hepimizin kafasında başka şeyler oluşur. İlk aklımıza gelenler arasında okul korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, anneden ayrılma korkusu, yabancı korkusu bulunur. Bu listeyi tabii ki daha da uzatmak mümkündür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur, öyle ki araştırmalar, çocukların yüzde 90’ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz.
Fobiler: Öncelikle korku ve fobileri ayırmakta yarar vardır. Bir korkunun fobi olarak adlandırılabilmesi için şu ölçütlere uyması gerekir:
· Çocuğun yaşadığı korkunun, durumun verileriyle orantısız şekilde büyük olması, örneğin parkta bir kez bir çocuğun salıncaktan düştüğünü gördüğü için hiç salıncağa binememek gibi.
· Çocuğun açıklamalarla ikna olmaması
· Çocuğun isteminin dışında aşırı derecede korkması
· Korkulan durumdan bilinçli olarak sakınması
Fobi uzunca bir süre devam eder ve herhangi bir yaş dönemine özgü değildir. Fobilerin bazılarında, bu duruma neden olan bir olay saptanabilirken, bir çoğunda böyle bir olayı saptamak mümkün değildir.
Korkular: Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve bir – bir buçuk yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun beş yaş civarında geliştirdiği; örneğin, cadı, canavar gibi birtakım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur.
Korku tepkisi nasıl gelişir?
Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir.
Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz.
Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir.
Kaçınma ve şartlanmanın yanısıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla başedebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir.
Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle başetmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir.
Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir.
Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genillikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir.
Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla başederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır.
alıntı...
-
03-07-2007, 07:52 PMyesterday
Çok güzel teşekkürler mystrey burada bir şey sormak istiyorum 3-4 yaş arası kız çocuklarının davranışları ile ilgili elinde bir bilgi var mı? Mesela benim kızım hala bizimle yatıyor ayrı odası ve yatağı olmasına rağmen orada yatmak istemiyor ve bana çok fazla düşkün. Gece uyumadan önce yanında ya annesini yada beni istiyor ve uyuyana kadar birimiz ona masal anlatıyor başka türlü uyumuyor masal anlatmazsak karnım acıktı diyor uyumak istemiyor.
-
03-07-2007, 08:08 PMyeshu
ya tam da ben dün bu konuyu soracaktım... Bizimki aslında kendi yatağında yatıyordu... biz eşimle yurtdışına çıkıp onu 10 gün bıraktık. Döndüğümüzde 1-2 gün yanımızda yatmasına izin verdik... sonra 2 yıldır gitmiyordu... resmen gitmedi... ayrıca uyuyana kadar da annesini yanında istiyordu... Ammmaaaaa... dün akşam zaferi kazandık...
Onu özendirmek için araba şeklindeki yataklardan aldık dün bir tane... eve getirip yerleştirdik... en sevdiği sey arabalar... ona dayanamadı veeeee dün akşam 2 yıldan sonra ilk kez kendi yattı... sabaha kadar hiç uyanmadı... (Tabii bu akşam fikrini değiştirmezse eğer). Araba yatağın kontak anahtarı elinden düşmüyor...
Mystery yoksa bu bir çeşit ödün mü? Ara sıra motive etmek için ilgi alanlarını kullanmamız doğru mu? -
03-07-2007, 09:50 PMAhdes
BİRLİKTE YATMA İSTEĞİ
Çocukları ikna etmeye çalışmak da iletişimi koparan bir neden. İkna etmeye çalışmak yerine çocuğu etkin dinlemeli, çocuğun gerçekten hangi nedenle tek başına yatmak istemediği konusunda çocukla etkin dinlenip, ondan sonra gereken yapılır. Gerçi, çocukların belli dönemlerde anne ve babasıyla duygusal temas istemeleri, birlikte yatmaları da o kadar korkunç bir şey değil. Zaman zaman hepimizin çocukları bunu yapıyor. Ama tabi bunun bir süreklilik arzetmemesi için çocuğun gerçekten probleminin kökenine inmek lazım.” -
03-07-2007, 09:54 PMAhdes
konunun tam sebebini bilmediğim için korktuklarını düşünerek ona göre yazı yolluyorum...
--------------------------------
Çocuğunuz yatağında yatsın
Çocuklarda özellikle küçük yaşlarda rastlanan anne ve baba ile birlikte uyuma isteği psikolojik sorunun göstergesi olabilir. Anne babalar dikkat!
Anne ve babaların küçük yaşlarda çeşitli endişelere bağlı olarak çocuklarını yanlarında uyutmayı tercih ettiklerini belirten uzmanlar bu durumun çocuklar için pskolojik problemler doğurabileceğini belirtiyor.
Adana Numune Hastanesi uzmanlarından Psikiyatr Dr. Sümer Öztanrıöver, özellikle eşlerden biri seyahate çıktığında, çocuğun yanında yatma isteğinin oluştuğunu, ancak birçok anne ve babanın bunun alışkanlığa dönüşeceğini düşünemediğine dikkat çekti. Çocuğun tek başına yatmasına engel olan nedenlerden birinin de gece korkuları olduğunu belirten Öztanrıöver, şunları söyledi:
''Uyku bozuklukları, aile içindeki bazı sorunlar, çocuklarda gece korkuları oluşturur ve yalnız başlarına uykuya dalamazlar. Bu durumlarda aileler genellikle çocuğu yatağına götürerek, (bak burada birşey yok) diyerek, sorunu aşmaya çalışırlar. Bu yöntem, sorunu çözmek değil, uyutmaya çalışmaktır.''
ÇOCUĞUN KORKUSUNU YENMESİNE YARDIMCI OLUN
Öztanrıöver, çocuk korktuğunu ifade ettiğinde, ailelerin onu yanına almak yerine korkularını yenmesine yardımcı olmaları gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Çocuk korkuyor diye onun yanında yatmak korkuyu artırır. Çocuk yatakta bir şey olmadığını zaten biliyor. Korku onun içinde gelen bir durum. Onunla birlikte odasına giderek, uyuyuncaya kadar yanında kalmak, bir müddet ışığı açık tutmak korkularıyla baş etmesine yardımcı olabilir.''
Öztanrıöver, anne ve baba arasındaki kavgaların ya da aileye yeni katılan kardeşin de yalnız yatamama sorununa neden olduğuna dikkati çekerek, ''Çocuğun mesajı (beni görün ve asla yalnız bırakmayın) olabilir. Çocuktaki bu kaygı, onunla yatmak yerine ona değer verildiğini hissettirmekle çözümlenebilir'' dedi.
Özellikle ergenlik döneminde çocuğun anne babasıyla aynı yatakta hatta aynı odada yatmasının daha fazla sakıncalı olduğuna dikkati çeken Öztanrıöver, şöyle devam etti:
''Yetişkinler ve çocuklar belli dönemden sonra mutlaka ayrı odalarda yatmalıdır. Kimi zaman çocuğun uykuda olduğunu sanırız ancak zihin uykuya dalmamıştır, duyduklarını algılar. Bunlar bilinç altında birikerek, korkuya ve kabuslara neden olabilir.''
Öztanrıöver, çocukluk dönemdeki korkular bastırılmadığında ve aileler bu konuda gerekli duyarlılığı göstermedikleri takdirde, korkunun neden olduğu psikolojik sorunların bireyin tüm yaşantısını etkileyebileceğini sözlerine ekledi. -
03-07-2007, 10:04 PMAhdes
ÇOCUĞA TAVİZ VERMEK ... AMA NE KADAR ?
Kuşkusuz hiçbirimiz çocuğumuzun toplumca 'şımarık' olarak tabir ettiğimiz çocuklardan biri olmasını istemeyiz. Hepimiz çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirmek, çocuğumuzun toplumumuzun genel geçer kurallarına uygun hareket etmesini sağlamak ve daha da önemlisi toplum tarafından takdir edilmesini (tabii ki bu takdirler dolaylı da olsa onu yetiştiren bizleredir) sağlamak için çırpınır dururuz.
Toplumun yargılarını, kalıplarını, çevredeki insanların neler diyeceğini vb. kendimiz için bir yana bırakmamız çok zordur. Yıllardır toplum içinde yaşamış insanlar olarak bu yargıları fazla dikkate almazsak toplum tarafından kınanacağımızı, dışlanacağımızı veya yalnız kalacağımızı düşünürüz; bu düşüncenin etkisinde kalarak da önemsediğimiz bir çok şeyden vazgeçer, toplumda kullanmak üzere kendimize maskeler yaratırız. Eşimizin ailesinin yanındayken 'iyi gelin', kendi ailemizin yanındayken 'vefalı,iyi evlat', arkadaşlarımızın yanında 'çok iyi sırdaş', önemli cemiyetlerde 'çok yardımsever insan' vb. türünde rollere girer dururuz.Tabii bunca maske içinde çocuğumuza karşı kullanabileceğimiz uygun bir tane de mutlaka vardır ve bu maske çocuğumuzla kesintisiz, uygun, çocuğun ihtiyacı olan türde ilişki kurmamızı engeller. En önemlisi de; biz böyle şekilden şekile girerken çocuğumuz da bizi izlemektedir ve hatta kendi kendine taklit etmektedir.
Kanaatimce çocuğumuza verdiğimiz tavizlerin temelini de bizim toplum içinde kendimize atfettiğimiz bu maskeler ve toplumdaki yerimizi belirleyen statülerimiz oluşturuyor. Aynı davranış için evde hiçbir yaptırım veya kınama ile karşılaşmayan çocuk; dışarıda, misafirlikte, anne ve babasının arkadaşlarının yanında kınanıp ceza alabiliyor veya evde hoşgörülmeyen davranış için evde ceza alıp toplum içinde hiçbir yaptırımla karşılaşmayabiliyor ve tabii bu durumda çocuk istenmeyen davranışlarını ceza almadığı,kınanmadığı ortamda daha çok sergilemeye başlıyor.
Anne ve baba iyi rolünü sürdürebilmek için, çocuğuna kızmıyor, evde asla yapmadığı şekilde açıklamalara girişiyor ama yine de bu istenmeyen davranışları engelleyemiyor ve o ortamı terkediyor. Eve gelince çocuk gecikmiş olarak cezalandırılıyor ve doğal olarak bu cezanın hiçbir etkisi olmuyor. Şu ana kadar sürekli vurguladığım ve çocuk eğitiminde en önemli kuralı tekrarlamak istiyorum: Çocuk eğitiminde en önemli kural tutarlılıktır. Bir davranış istenmiyorsa evde de, misafirlikte de, büyükanne ve büyükbabanın yanında da istenmemeli ve ortaya çıktığında çocuk uygun bir şekilde karşılığını görmelidir. -
03-08-2007, 11:05 AMyesterday
Mystery peki çocuk için ayrı yatması gereken belli bir yaş var mı? Kaç yaşından itibaren çocuğu ayrı yatırmak gerekir bu konuda bilimsel bir çalışma var mı? Benim kızım karanlıktan korkmuyor hatta çocukta hiç korku yok desem yalan olmaz ve bu durum beni bazen düşündürüyor, gerçi özellikle korkusuz büyümesini istedim öcülerle değil sevgiyle büyüsün istedim ama sanki üstüme yapıştı kaldı :lol:
Dün akşam yine bizimle yattı neden diye sorduğumda verdiği cevap gülerek 'işte' oldu...
Ne demek şimdi bu işte, bu kız galiba bizimle dalga geçiyor yoksa henüz ayrı yatacak yaşta değil mi? Şu anda 3,5 yaşında. -
03-08-2007, 11:25 AMAhdesYesterday umarım buyazıda sorularızana yanıt bulabilirsizAlıntı:
yesterday Nickli Üyeden Alıntı
----------------------------------
Ayaklarının üzerinde durmayı öğrendikleri andan itibaren minik yaramazların en büyük zevklerinden biri anne - babalarının yatağına girmek oluyor. Bunu baştan yasaklamalı mı yoksa izin vermeli mi?
Salı gecesi saat 03.00. Çıplak çocuk ayakları koridoru arşınlıyor. Koltuğunun altına en sevdiği ayıyı sıkıştırmış halde 2 yaşındaki Buse, anne - babasının yatağına geliyor ve ağlamaklı bir sesle 'Buse anne, baba ile yatmak istiyor' diyor ve ekliyor 'Buse korktu'. Annesi iç geçirip hemen kenara çekiliyor. Küçük kız kocaman bir gülümse ile yorganın altına girip, anne ve babasının aksine hemen uykuya dalıyor. Ebeveyn yatağında yatmak istemeyen hemen hemen hiçbir çocuk yoktur. Çoğu zaman ayaklandıklarında, yani 1,5 - 2 yaşındayken meraklanmaya başlarlar. Uzmanların bu konudaki görüşleri şöyle: "Özellikle geceleri saat 02.00 - 04.00 arasında bu durumun yaşanması olası. Çünkü bu zaman dilimi içinde anne - babalarının yakınlığını ararlar. Bu da çok normal bir içgüdü."
Azarlayıp yatağına geri göndermeyin
Olayın trajik bölümü, bu durumun yetişkinlerin en derin uykuda olduklarında, bir başka deyişle en çok dinlenmeye ihtiyaç duyduklarında gerçekleşmesi. Peki tam uykunun en derin yerindeyken yatağınızın başında çaresiz ve ağlamaklı bir çocuk varsa ne yapmalı? O saatte çocuğa eğitim vermeye çalışmak herhalde her iki taraf için de en kötü seçenek olacaktır. Çocuğunu azarlayıp derhal yatağına geri dönmesini söyleyenler kesin olarak iyi bir şey yapmıyor, çünkü çocuğun güveni böyle bir tavır karşısında yıkılıyor.
'Aile yatağı' ne kadar büyük olursa olsun onu paylaşmak herkesin harcı değil. Minik yaramazı kollarınızın arasına alıp yatmak çok güzel olsa da, durum süreklilik kazandığında çoğu zaman eşlerin arasını açıyor. Ayrıca çocuklar için de her gece kalabalıkta ve bir başkasının yatağında yatmak alışkanlık haline geliyor. Öyleyse doğru çözüm hangisi? Buse'nin anne ve babası küçük kızın kabus gördüğünde onlarla yatmasına izin verdiler. Ama bir şartla, uykuya dalar dalmaz onu kendi yatağına geri götürmeye karar verdiler. Değişmeli olarak onu yatağına geri götürme görevini üstlendiler ve bu yöntem işe yaradı. Çünkü Buse artık eskisi kadar sık yataklarına gelmiyor ve huysuzluk yapmıyor.
Çocuklar okula gidecek yaşa geldiklerinde böyle vakalar daha az yaşanıyor. Kendi yatak odaları onlara daha heyecan verici geliyor ve kendi özgür alanları olduğu için burada daha mutlu oluyorlar. Ama yine de arada bir yatağınıza gelebiliyorlar. Çoğu zaman da kabus gördüklerinde. Uzmanlar bu konuda uyarıyor: "Kabus görmüş olan çocuklar kesinlikle kendi yatağına gönderilmemeli. Çünkü daha büyük olan çocukların da şefkate ihtiyaçları var." Çocuk odası, ev müsait ise ebeveynlerin yatak odasına yakın olmalı. Daha küçük çocuklar için kapıların hafif aralık bırakılması da rahatlatıcı olabilir. Mümkün olduğunca sakin ve huzurlu bir ortam yaratmaya çalışın. Bazı durumlarda çocuğun geceleri uyanması, sadece her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol etmek için geliştirdiği bir rituel de olabilir. Zamanla geceleri her şeyin yolunda olduğunu gördükçe daha az uyanmaya başlayacaktır.
Çocukların yatağa gelme alışkanlıklarını değiştirmek için deneyebileceğiniz bir başka yöntem de; onlarla bir günü kararlaştırıp sadece o gün onları yatağınıza almak. Yine de ara sıra bu kuralı bozabilirler, ama zamanla her şey yoluna girecek ve bir düzene oturacaktır.
Uzmanlar cevaplıyor
- Çocuklar hangi yaşta ayrı bir yatakta yatmalı?
Aslında en başından ayrı bir yatakta yatmaya alışmalılar. Bunun dışında en geç 3 - 4 yaşından sonra odalar ayrılmalı. Elbette burada da istisnalar var. Anneler geceleri çocuklarını emzirmek için yataklarına aldıktan sonra uyuyakalabilirler. Bu da büyük bir sorun değil. Tabii uyanır uyanmaz miniği derhal kendi yatağına götürmek koşulu ile. Daha büyük yaştaki çocuklar ara sıra anne - babalarına geldiklerinde orada uyumaları sorun yaratmaz. Ama burada da yine aynı kural geçerli: Uyuduktan sonra onları kendi yataklarına götürmek.
- Bir çocuk için kendi yatağında yatmayı öğrenmek neden önemli?
Minikler bu davranışla kendi ayakları üzerinde durmayı öğreniyorlar. Bu gelişmeleri için önemli bir adım. Korunmaya ihtiyaçları olduğu inkar edilemez bir gerçek, ama sadece bu nedenle onları kendinize bağımlı kılmak doğru değil. Ayrıca yatağa eşinizin değil de çocuğunuzun hakim olması ilişkinizi de bozar. Birçok ilişki bu sebepten dolayı sarsılıyor.
- Geceleri uyanmalarını önlemek için ne yapılabilir?
Onlara hemen neden sizin yatağınızı tercih ettiklerini sorun. Cevap eğer "Senin yorganın daha güzel" gibi bahaneler olursa, hemen ona da aynısını temin etmeye çalışın. Daha büyük çocuklar için korktuklarında yakabilecekleri bir gece lambası yardımcı olabilir. Böylece her şeyin yolunda olduğunu görüp rahatça tekrar uyuyabilirler. Tabii buna alışmaları gerekiyor. -
03-08-2007, 11:42 AMyeshu
hamt olsun... 2. geceyi de kendi yatağında (ve odasında) geçirdi... Yatağın ışığını aça kapata uyudu...
-
03-08-2007, 11:46 AMAhdesYeshu abi bir süre sonra bundan sıkılıp yanınıza gelmek isteyebilecektir..bu olmayada bilir ama bunu talep ederse yukarda yolladıgım yazıdaki yöntemleri uygularsınız..Alıntı:
yeshu Nickli Üyeden Alıntı
-
03-08-2007, 12:11 PMyeshu
evet o yazıların çıkışlarını alıp eşime de götüreceğim... Yardımların için çok teşekkürler kardeşim.
-
03-08-2007, 01:13 PMAhdes
Bazı çocuklar karakter olarak çok zorlamaktadır insanı..şunuda unutmayalım bu konuda ihtisas yapmış bir prof'itirafında ''ben yıllarımı bu işe vermiş biri olarak ben bile çocuguma yetemediğim konular var''demesi bile mükemmel bir yetişme tarzının olamayacagının göstergesidir.adaletli ve objektif olabilmekte fayda vardır diyorum..
kitaplardaki çocuk karakterleri bizim çocuklarımıza uymayadabiliyor..bunun sebebini kendimiz olarak görmeliyiz..psikolaga getirilen bir çocugun öncelikle ailesiyle sean yapıldıgınıda unutmayalım diyorum..saygılarımla.. -
03-08-2007, 06:16 PMElif
Çok güzel bir kaynak oluştu bu konuda hocam. Teşekkürler
