Əsas məzmuna keç
Sayfa 3/3 İlkİlk 123
24 sonuçtan 21 ile 24 arası

vuslatî'den seçmeler

  1. #21
    Senior Member
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yer
    üsküdar-istanbul
    Mesajlar
    103

    Re: vuslatî'den seçmeler

    Merhaba...Kusura bakma Vuslati biraz geç bir cevap oldu ama elimde olmayan nedenlerden dolayı bir süre Net'ten uzak kaldım...Senin ve Azeri net sevdalılarının hoşgörüsüne sığınarak yazıyorum...Üstadım bu şiirin de çok güzel...Tebrik ederim...Kalemin ve yüreğin dert görmesin...Selam,saygı ve sevgilerimle...

  2. #22
    Senior Member
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yer
    üsküdar-istanbul
    Mesajlar
    103

    Re: vuslatî'den seçmeler

    Boğaç Han Destanı isimli bu manzume de çok güzel...Selamlar,saygılar...

  3. #23
    Junior Member
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    21

    Re: vuslatî'den seçmeler

    teşekkürler martino


    Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması(GÜLCE-BULUŞMA)

    Yırtıcı kuş yavrusu Amıt suyun aslanı,
    Kimsesizin umudu Karacuğun kaplanı;
    Han Uruz’un babası kudretli Oğuz beyi,
    Yağız atın sahibi, Bayındır Han güveyi;

    Ulaş oğlu Kazan Han
    Bir gün kalktı yerinden,
    Doksan başlı otağla
    Oynadı yer yerinden.

    Doksan yerde alaca ipek halı serildi,
    Seksen bakır kazanın altına od verildi.
    Göğsü kızıl düğmeli dokuz karaca gözlü,
    Elleri kınalanmış süslenmiş güzel yüzlü;
    Kâfir dilber, beylere kadeh sunup içtiler,
    İçtikçe sarhoş olup sohbet vurup geçtiler.

    Ayrılamaz uçan kuş
    Yazılan kaderinden,
    Ulaş oğlu Salur Kazan
    Doğrularak yerinden:

    ‘Ünümüz anlaşılsın
    Han sözümüz dinlensin,
    At tepip av yapalım
    Otağımız şenlensin.’

    Dedi, Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar onadı,
    Kara Göne oğlu Kara Budak kartal kanadı.

    At ağızlı Aruz Koca diz üstüne çöktü,
    Gün görmüşlük başkadır hemen içini döktü:
    ‘Pis dinli Gürcistan’ın ağzındayız Kazan Han,
    Bu yurdun dirliğini ya olursa bir bozan.’
    Deyince, ‘Oğlum Uruz benim evimde kalsın,
    Üç yüz yiğidimizle güvenliği sağlasın…’
    Deli Dündar, Kara Göne, Şer Şemsettin, Beyrek,
    Nice kudretli Oğuz beyi ve Bey Yigenek;
    İri, soy atlarına binip binip aktılar,
    Ok serpip avlanmaya Ala Dağa çıktılar.
    Kâfirden bir kaç casus olanı duyup gördü,
    Gidip Şökli Melik’e son muştusunu verdi.

    Kara kaftanın ardı yırtmaçlı,
    Yarıdan üzeri kapkara saçlı,
    Tam yedi bin kâfir alaca atlı,
    Saldırdı dörtnala gece yarısı.

    Kazan beyin otağına sis çöktü,
    Kaza benzer gelin, kızlar yaş döktü.
    Kızıl develeri yedekte çekti,
    Şahbaz atlar ile gece yarısı.

    Kazan’ın öz yurdunda bir karmaşa bir telaş,
    Şehit oldu Eylik Koca Oğlu Sarı Kumlaş.

    Boyu uzun Burla Hatun kırk ince belli kız ile,
    Ok atıp kılıç çalmadan esir düştü vurdu hile.

    Elleri koynunda basılı gitti,
    Tutulup geceden sabaha değin.
    Devenin boynunda asılı gitti,
    Kocalmış anası Han Kazan beyin.

    Haberi olmadı kâfir soyundan,
    Uruz bey bağlandı el ve boyundan.
    Üç yüz yiğit gitti aynı oyundan,
    Olmadı duyası Han Kazan beyin.

    Başlamışken biter mi kalleş kâfir oyunu:
    ‘Keselim Kazan Han’ın ekmeğini suyunu;
    Kapulu Derbendinde vardır on bin koyunu,
    Onları da alalım.’ Dedi kâfirin biri.

    Kara donlu kâfirin
    Doymadı gözü hâlâ,
    Atlandı altı yüzü
    At teptiler dörtnala.

    Yatarken Karacuk Çoban kara kaygılı düş gördü,
    Sıçrayıp kalktı acele gördüğünü hayra yordu.
    Kıyan gücü, Demir gücü kardeşlerini alarak,
    Ağılın kapılarını berketti önlem olarak.

    Üç yere taşlar yığdı tepe gibi her biri,
    Basarsa düşman ansız düşmeyim diye dara.
    Alaca kollu sapan aldı elinde yeri,
    O anda çıka geldi altı yüz donu kara.
    Hiç vakit kaybetmeden seslendi hemen biri:

    ‘Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
    Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
    Sütü peyniri bol kaymaklı çoban.

    Kazan Beyin otağını yıkmışız,
    Tavla tavla atlarına binmişiz,
    Zengin hazineyle bol akçasını,
    Gece yağmalayıp sana gelmişiz.

    Hey çoban uzağından yakınından gel beri,
    Baş indirip bağır bas, selam al ey serseri;
    Seni Şökli Melik’e itelim, beylik versin.’

    Deyince, durmaz çoban
    Kendine güvenerek,
    Sapanı bir elinde
    Söyler ki direnerek:

    ‘Boş yere konuşma bre itim kâfir
    İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kâfir
    Altındaki alaca atını ne öğersin
    Alaca başlı keçim kadar gelmez bana
    Başındaki tulganı ne öğersin köpek kâfir
    Başımdaki börküm kadar gelmez bana
    Altmış tutam gönderini ne öğersin lanetlenmiş kâfir
    Kızılcık değneğim kadar gelmez bana
    Kılıcını ne öğersin bre kâfir
    Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana
    Sadağında doksan okunu ne översin bre kâfir
    Ala kollu sapanım kadar gelmez bana
    Uzağından yakınından beri gel
    Yiğitlerin darbesini gör öyle geç.’

    At tepildi oklar aktı,
    Her taş üç dördünü yıktı.
    Serildi üç yüzü yere,
    Korku düştü kâfirlere.

    Çobanın taşları bitti,
    Sapanda çok davar gitti.
    Verdirip düşmana fire,
    Dünya âlemi dar etti.

    Varıp hakka teslim oldu şehit düştü kardeşleri,
    Büyükçe bir tepe yığdı yandı kâfirin leşleri.
    Kepeneğinden kül yaptı basıp yarası sızladı,
    ‘Ölü müsün diri misin Kazan Bey’ diye ağladı.

    Kazan Han o gecede kaygılı bir düş gördü,
    Sıçrayıp kalktı hemen Kara Göne’ye sordu:

    ‘Bilir misin kardeşim Kara Göne
    Ne göründü düşümde
    Kara kaygılı bir düş işte…
    Yumruğumda çırpınan şahin kuşumu ölüyor gördüm
    Ak otağımın üstüne gökten yıldırım çakıyor gördüm
    Kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor gördüm
    Kargı gibi kara saçımı uzuyor gördüm
    Uzanarak gözümü örtüyor gördüm
    Bileğimden on parmağımı kanda gördüm
    Aklımı toparlayamıyorum
    Han kardaş bu düşümü yor bana.’

    Dinleyince tane tane
    Oldu sanki hâl divane.
    Karındaşı Kara Göne
    Yorumladı birazını:

    ‘Kara bulut devletindir
    Karla yağmur askerindir
    Saç kaygıdır, kan kötülük, gerisini yoramam
    Allah yorsun…’

    Deyince, Kazan Han:
    ‘Avımı bozma askerimi dağıtma
    Konur atı tepikleyim
    Bir günde alayım üç günlük yolu
    Öğle olmadan varayım yurdumun üstüne
    Baktım sağdır esendir
    Gelirim akşama kalmaz
    Eğer geri dönmezsem
    Bakın başınızın çaresine.’

    Kamçıladı konur atı,
    Han Kazan Bey düştü yola.
    Geldi yurdun üzerine,
    Döndü kökten kopmuş dala.

    Kazan Bey yurduyla haberleşti,
    Görelim Han’ım ne haberleşti:

    ‘Evim obam benim ortak yurdum
    Yaban eşeği ile yaban geyiğine komşu yurdum
    Alaca atlı kâfir görmemiş yurdum
    Seni düşman nereden dalamış güzel yurdum
    Ak otağların dikildiği toprak yalnız
    Kocamış anamın oturduğu yer ıssız
    Oğlum Uruz’un ok attığı tahta hüzünlü
    Oğuz beylerinin at sürdüğü meydan bomboş
    Kara mutfaktan arta kalan ocak öksüz.’

    Kan doldu çekik göze çekilmez oldu ağrı,
    Damarları oynadı sarsıldı kara bağrı.
    Tepikledi atını düştü düşman ardına,
    Karşısına su geldi ‘ermiş’ der ‘muradına.’

    Diyerek, su ile haberleşti,
    Görelim Han’ın ne haberleşti:

    ‘Çağnam çağnam kayalardan çıkan su
    Kocaman gemileri oynatan su
    Hasan ile Hüseyin’in özlediği su
    Bağı bostanı süsleyen su
    Ayişe ile Fatıma’nın bakışı su
    Şahbaz atların gelip içtiği su
    Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su
    Yurdumun haberini bilir misin söyle bana
    Kara başım kurban olsun suyum sana
    Susarsan kötü söylerim sana.

    Sudan haber alamadı sonra bir kurda rastladı,
    Kurdun yüzü kutsal diye yanık yürek rahatladı.

    Varıp kurtla haberleşti,
    Han’ım nasıl haberleşti:

    ‘Karanlık akşam olunca günü doğan
    Kar ile yağmur yağınca er gibi duran
    Kara koç atlar gördüğünde kişneştiren
    Kızıl deve gördüğünde kükreştiren
    Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan
    Yağlıca tekeyi görünce kapıp kaçıveren
    Arkasını burup berk ağılın ardını söken
    Karma toklunun semizini alıp yutan
    Kanlı kuyruğunca yüzüp çap çap yutan
    Uluması korkunç köpeklere kavga salan
    Çakmaklıca çobanları geceleyin koşturan
    Yurdumun haberini bilir misin söyle bana
    Kara başım kurban olsun kurdum sana
    Susarsan lânet ederim sana.’

    Kurt nasıl versin haberi,
    Çobanın kara köpeği,
    Uzaklardan geldi beri,
    Karşıladı Kazan Beyi.

    Kazan, kara köpek ile haberleşti,
    Görelim bir Han’ım nasıl haberleşti:

    ‘Karanlık akşam olunca vaf vaf üren
    Acı ayran dökülünce çap çap içen
    Gece gelen hırsızları korkutan
    Korkutarak şamatasıyla ürküten
    Yurdumun haberini bilir misin söyle bana
    Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek sana.’

    Köpek atın önüne düşüp düşüp sinledi,
    Han’dan sopa yiyince vaf diyerek inledi.
    Geldiği yöne doğru tekrar çekilip gitti;
    Kazan Han arkasından giderek takip etti.
    Sonra çobanı gördü onunla haberleşti,
    Görelim bir ey Han’ım bak nasıl haberleşti:

    ‘Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
    Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
    Ünümü anla sözümü dinle
    Alaca atlı kara kâfir konduğu yeri yağmalamış
    Ak otağım şurdan geçmiş gördün mü söyle bana
    Kara başım kurban olsun çoban sana.’

    Ürperdi çobanın derdi,
    Kazan’a karşılık verdi:

    ‘Bre aklı azmış devleti düşmüş
    Kara kaygılar başına üşüşmüş
    Ölmüş müydün yitmiş miydin a Kazan
    Nerde geziyordun neredeydin a Kazan
    Alaca atlı kâfir konağını yağmalamış
    Neyin var neyin yoksa tutsak etmiş
    Dün, yok bugün evin buradan geçti
    Kocamış anan deve boynunda aslı geçti
    Kırk ince belli kız ile
    Karıcığın boyu uzun Burla Hatun ağlayarak buradan geçti
    Kırk yiğit ile
    Oğlun Uruz başı açık ayak yalın esir gitti
    Tavla tavla koç atlarına kâfir binmiş
    Katar katar develerini kâfir yedekte çekmiş
    Altın akçe bol hazineni kâfir almış.’

    Çoban böyle diyerek bırakmadı bir saklı,
    Karardı dünya âlem Kazan ‘ın şaştı aklı:

    ‘Ağzın kurusun çoban
    Dilin çürüsün çoban
    Hak Teâlâ senin alnına kara yazsın çoban.’

    Deyince koca Kazan,
    Karşılık verdi çoban:

    ‘Ne kızıyorsun bana ağam Kazan
    Yoksa göğsünde yok mudur iman
    Altı yüz kâfirde benim üzerime geldi
    İki kardeşim şehit oldu
    Üç yüz kâfir öldürdüm gazi oldum
    Ne semiz koyun ne zayıf toklu
    Kapından bir tek koyun vermedim
    Üç yerden yaralandım
    Kara başım bunaldı
    Yalnız kaldım
    Bu mudur suçum
    Konur atını ver bana
    Altmış tutam mızrağını ver bana
    Apalaca kalkanını ver bana
    Kara Polat öz kılıcını ver bana
    Sadağında seksen okunu ver bana
    Ak kirişli sert yayını ver bana
    Kâfire ben vurayım
    Yeniden doğanını öldüreyim
    Yemin ile anlımın kanını ben sileyim
    Ölürsem senin uğruna ben öleyim
    Allah Teâlâ kor ise evini ben kurtarayım.’

    Çoban’ın bu sözleri Han’ın gitti ağrına,
    Bastırarak yürüdü acısını bağrına.
    Beyinin arkasından Çoban koşup yetişti,
    Kazan Han’ın öfkesi biraz olsun yatıştı:
    ‘Oğul çoban nereye gidersin’ diye sordu,
    ‘Sen evini almaya gidersin’ dedi durdu.
    ‘Ben de kardeş kanını gidiyorum almaya; ’
    Dedi Karacuk Çoban, ‘kâfire nam salmağa.’
    Sordu ki; ‘bir yiyecek var mı karnım acıktı.’
    ‘Bir kuzu pişirmişim şansınıza bu çıktı.’
    Artık beraber olup kuytu yere indiler,
    Kuzu düştü ortaya doyasıya yediler.

    Çoban ile giderse olur başına kakınç,
    Bağladı bir ağaca sara sara hınca hınç:

    ‘Karnın acıkmamışken gözün kararmamışken,
    Ağacı sökmeye bak kurda kuşa yem olma.’
    Kalktı yürüyüverdi, dedi Kazan giderken.

    Çoban zorlayıp söktü omuzladı sırtına,
    Hiç zaman kaybetmeden düştü beyin ardına.
    Kazan der: ‘Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır? ’
    Çoban der: ‘Ağam kazan bu ağaç o ağaçtır.
    Kâfiri tepelerken acıkır karnın yine,
    Bu ağaçla bir yemek yaparım yersin güne.’

    Bu sözler Kazan’ın hoşuna gitti,
    Ellerini çözüp alnından öptü.
    Düşmanın başını düşürmek için,
    Yiğitler beraber konur at tepti.

    Beri yanda Şökli Melik şen şakrak yiyip içer,
    Aklından Burla Hatun’a içki sundurmak geçer.
    Acılardan fazla acı tattırmak için Han’a,
    Haber verir kâfirlere adam salar Hatun’a.

    Yakınında bir yerde tutulurdu esirler,
    Kulaklarda çınladı çıkan sarhoşça sesler.
    Canına odlar düştü her biri yarışarak,
    Kızların arasına tezden tez karışarak:
    ‘Kazan Han’ın hatunu sorarlarsa kim diye,
    Kırk yerden ses veriniz hatunu benim diye.’
    Diyerek, öğütledi kırk ince belli kızı,
    Savuşmadı bir türlü yürekte derin sızı.
    Kâfirler gelip sordu hangisi bilmediler,
    Gidip Şökli Melik’e: ‘Bilemedik’ dediler.

    Kâfirde kırk fikir var:
    ‘Oğlu Uruz’u çekin.
    Asın çelik çengele
    Kıyma kıyma et çekin.

    Kara kavurma yapıp kırk bey kızına verin,
    Kim ki yedi o değil yemeyeni getirin.’

    Boyu uzun Burla Hatun,
    Tüm bu sözleri duyunca
    Çağırıp oğluna söyler,
    Görelim Hanım ne söyler:

    ‘Oğul oğul ay oğul
    Benim oğul gözüm oğul
    Bilir misin neler oldu
    Söyleştiler fısıl fısıl
    Kâfirin niyetini duydum
    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Oğul oğul ay oğul
    Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
    On ay diyince dünyaya getirdiğim oğul
    Dolaması altın beşikte beklediğim oğul
    Beşiklere beleyip ak sütümü emzirdiğim oğul
    Kâfirler bu sefer çok kötü düşündüler! ’

    Boyu uzun Burla Hatun anlattı birer birer,
    Ne duydu neler işitti arından utandı yer.

    ‘Senin etinden oğul yiyeyim mi
    Yoksa dini bozuk kâfirin döşeğine gireyim mi
    Baban Kazan’ın namusuna kara süreyim mi
    Nicedeyim oğul hey? ’

    Uruz anasına kızdı olmadık laf eyledi,
    Anam candır demedi biraz acı söyledi:

    ‘Ağzın kurusun ana
    Dilin çürüsün ana.

    Ana hakkı olmayaydı,
    Şu yerimden doğrulaydım.
    Ahın bende kalmayaydı,
    O boğazından tutaydım.
    Dizim derman bulmayaydı,
    Yüzünü yere çalaydım.
    Var vadeniz dolmayaydı,
    Can tadını göstereydim.

    Boş ver beni assınlar kara demir çengele,
    Etimi kavursunlar kıyma kıyma yaparak.
    Dağıtınca kızlara onca kâfir hergele,
    İlk önce sen yiyesin bire iki katarak.

    Saki olup namerdin içkisini sunma ha,
    Dini bozuk kâfirin döşeğine varma ha,
    Babamın namusuna sakın leke sürme ha.’

    Oğlunu dinleyip boynunu büktü,
    Boncuk boncuk akan yaşını döktü.
    Güz elması gibi yanağı çekti,
    ‘Oğul oğul’ diye inledi durdu.

    Uruz, dayanamadı anasına söyledi,
    Görelim bir ey Han’ım bakın neler söyledi:

    ‘Kadın ana karşıma geçip ne böğürüyorsun
    Ne bağırırsın ne ağlarsın
    Bağrım ile yüreğimi ne dağlarsın
    Geçmiş benim günümü ne hatırlarsın
    Hey ana arap atlar olan yerde
    Bir tayı olmaz mı olur
    Kızıl develer olan yerde
    Bir deve yavrusu olmaz mı olur
    Akça koyunlar olan yerde
    Bir kuzucağızı olmaz mı olur
    Sen sağ ol kadın ana babam sağ olsun
    Bir benim gibi oğul bulunmaz mı olur.’

    Böyle deyince Uruz anası çekip gitti,
    Kâfir gelip Uruz’u çengel dibine itti.

    Gördü azaldı süre
    Uruz dedi kâfire:
    ‘Bre kâfir aman
    Tanrının birliğine yoktur güman
    Bırakın ki eğleşeyim
    Şu ağaçla söyleşeyim.’

    Çağırıp ağacı söyledi,
    Görelim Han’ım ne söyledi:

    ‘Ağaç ağaç der isem sana üzülme ağaç
    Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç
    Musa Kelîm’in asâsı ağaç
    Büyük büyük surların köprüsü ağaç
    Kara kara denizlerin gemisi ağaç
    Erlerin şahı Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç
    Zülfikâr’ın kını ile kabzası ağaç
    Şah Hasan ile Hüseyin’in beşiği ağaç
    Erin de avradın da korkusu ağaç
    Başına doğru bakar olsam başsız ağaç
    Dibine doğru baksam dipsiz ağaç
    Beni sana asacaklar taşıyamaz ol
    Taşırsan dalın kopmazsa yiğitliğimin âhı seni tutsun ağaç
    Bizim elde olmalıydın ağaç
    Kara Hindû kullarıma buyuraydım
    Seni parça parça doğrayalardı ağaç

    Tavla tavla bağlanırken atıma yazık
    Kardeş diye beslerken yoldaşıma yazık
    Yumruğumda çırpınırken şahin kuşuma yazık
    Koştuğu anda tutan tazıma yazık
    Beyliğe doymayan kendime yazık
    Yiğitlikten usanmayan canıma yazık.’

    Ve gönlü Hakk’a bağladı,
    Gözyaşı döküp ağladı,
    Yanık ciğeri dağladı,
    Yardım diledi Rasul’den.

    Bu arada sultanım
    Salur kazan yetişti,
    Sapanı dana derili
    Kara çoban yetişti.

    Sapanının kolları üç keçinin kılından,
    Çatlayıcı derseniz ince belin şalından.
    Her atışta on iki batman taşı atardı,
    Düştüğünde menzile toz dumana katardı.

    Taşın izi gitmezdi ocak gibi oyulur,
    Üç yılda ot bitmezdi nerde koyun yayılır.
    Semiz toklu yemezdi bir kurt yese duyulur,
    Kara Çoban’a ait sapanın kokusundan.

    Ve Karacuk Çoban sapan çatlattı,
    Kâfirin dünyası karanlık oldu.
    Kazan Han: ‘Anamı dileyim’ derken,
    Taşın düştüğü yer viranlık oldu.

    At ayağı çabuk olur
    Akar gider yol üzeri,
    Ozan dili çevik olur
    Akar gider dil üzeri.

    Kazan, kâfire çağırıp söyledi,
    Görelim ey Han’ım neler söyledi:

    ‘Bre Şökli Melik
    Penceresi altın otağlarımı getirmişsin
    Sana gölge olsun
    Ağır hazinemi bol akçemi getirmişsin
    Sana harçlık olsun
    Kırk ince belli kızla Burla Hatun’u getirmişsin
    Sana esir olsun
    Kırk yiğitle oğlum Uruz’u getirmişsin
    Kulun olsun
    Tavla tavla binek atlarımı getirmişsin
    Sana binek olsun
    Katar katar develerimi getirmişsin
    Sana kervan olsun
    Kocamış anamı getirmişsin
    Bre kâfir ak sütünü içtiğim örme saçlı anamı ver bana
    Savaşmadan vuruşmadan çekileyim
    Geri döneyim gideyim bunu böyle bil’

    Ne bilsin ki kâfir ana kıymeti,
    Zannetti Kazan’ın bitti heybeti:

    ‘Bre Kazan
    Penceresi altın otağını getirmişiz
    Bizimdir
    Kırk ince belli kız ile
    Boyu uzun Burla Hatun’u getirmişiz
    Bizimdir
    Tavla tavla koç atlarını
    Katar katar develerini getirmişiz
    Bizimdir
    Kocamız ananı getirmişiz bizimdir
    Sana vermeyiz, Yayhat Keşiş oğluna veririz
    Yayhat Keşiş oğlundan oğlu doğar
    Sana hasım koruz’

    Deyince, hiddetlendi Karacuk Çoban hemen,
    Kabardı dudakları tek başına bir tümen:

    ‘Bre itim kâfir
    Bre dini yok akılsız kâfir
    Aklı yok derneksiz kâfir
    Karşı yatan karlı dağlar yaşanmıştır otu bitmez
    Kanlı kanlı ırmakları kocamıştır suyu gelmez
    Şahbaz şahbaz atların beli bükülmüştür tay vermez
    Kızım kızıl develer çökmüştür yavru vermez
    Bre kâfir, Kazan Beyin anası iki büklümdür oğul vermez
    Dölünü almaktan sefan var ise Şökli Melik
    Kara gözlü kızın var ise getir Kazan’a ver
    Bre kâfir senin kızından oğlu doğsun
    Siz onu Kazan Beye hasım koyasınız.’

    Kazan’ın başındaki bu felaket ne işti,
    Bu arada güçlü Oğuz beyleri yetişti.

    Kara derede doğan gürbüz kurdun irisi,
    Beşiğinin örtüsü kara deve derisi.
    Öfkeye tutulunca taşı küle çeviren,
    Bıyığı yedi düğümlü ensesine deviren;
    Kazan Han’ın kardeşi Kara Göne yetişti.

    Demir kapıya tepip davul gibi şişiren,
    Kazan gibi yiğidi üç kez attan düşüren.
    Gönderi almış tutam ucunda er böğürten,
    Düşmana korku salıp bir Türk gibi seğirten;
    Ve Kıyan Selçuk Oğlu Deli Dündar yetişti.

    Hemit ile Merdin’in kalelerini yıkan,
    Demir yaylı Kapçak Melik’in kalbini sıkan.
    Kazan Han’ın kızını erlik yoluyla alan,
    Oğuz’da ak sakallı ihtiyar gönlü çalan;
    Ve Kara Göne Oğlu Kara Budak yetişti.

    Ulu Bayındır Hanın düşmanını bastıran,
    Tam altmış bin kâfire kızıl kanlar kusturan.
    Oğuz’un devletini ak bahtına vardıran,
    Boz atın yelesinde soğuk karlar durduran;
    Ve Gaflet Koca Oğlu Şîr Şemsettin yetişti.

    Horoz gibi çalımlı kartal gibi hünerli,
    Gümüş kırma kumaşlı sarı altın küpeli.
    Yiğitlerin içinde savrulup öne çıkan,
    Oğuz’un beylerini bir bir atından yıkan;
    Kazılık Koca Oğlu Bey Yigenek yetişti.

    Bayburt’un Hisarından kanatlanarak uçan,
    Alaca gerdeğine karşı gelip de açan.
    Yedi kızın umudu beylerin imrencesi,
    İri kartal vuruşlu Oğuz’un güvencesi;
    Kazan Beyin sağ kolu Bamsı Beyrek yetişti.

    Kürk olsa kapatamaz altmış toklu derisi,
    Topuğuna indirse açık verir gerisi.
    Külaha girmez kulak kolu budu irice,
    Gövde çınar tomruğu baldırları ipince;
    Kazan Beyin dayısı Aruz Koca yetişti.

    Mekke ye gidip gelen peygamber yüzü gören,
    Dönünce öz yurduna İslam ilmini veren.
    Azgın düşman üstüne bir rüzgâr gibi akan,
    Öfkelenince birden bıyığından kan çıkan;
    Bıyığı alca kanlı Bügdüz Emen yetişti.

    Elli kale kilidi bir cebinde gezdiren,
    Kara namert düşmanı öz canından bezdiren.
    Nice kale beyinin dilber kızını çalan,
    Boynunu okşayarak bir bir öpücük alan;
    Ve Eylik Koca Oğlu Alp Eren’ de yetişti

    Geldi beyler birer birer
    Arı suyu gölgeledi.
    Alınların değdiği yer
    Bir zaferi müjdeledi.

    Düşünmeden at teptiler
    Düşman arasına dalıp.
    Hasmı perişan ettiler
    Kalan başa kılıç çalıp.

    Yer ve gök kıpkızıl bir savaş oldu,
    Şahbaz şahbaz atların nalı düştü.
    İndikçe top gibi meydan baş doldu,
    Kâfir, gönder yedikçe dalı düştü.
    Kara çelik öz kılıçlar kayrıldı,
    Bey nökerden nöker beyden ayrıldı.

    Kazan Şökli Melik’i böğürttü koptu başı,
    Buğacık Melik’e gürz döşendi koktu leşi.

    On iki bin kâfir öldü,
    Alca aktı nice dere.
    Akmayan yer kızıl göldü,
    Kâfir tuğu indi yere.

    Oğuz için beyi için,
    Beş yüz yiğit şehit düştü.
    Yurdu oba köyü için,
    Beyler ganimet bölüştü.

    Kazan bey döndü yurduna
    Takıp malını ardına;
    Oğlu Uruz, anasıyla
    Çekik gözlü sunasıyla.
    Yine diktirdi evini
    Oturdu altın tahtına.
    Tavlacı başılık çıktı
    Kara Çobanın bahtına.

    Yedi gün yenildi içildi bayram görüldü,
    Koç yiğitlere şalvar cübbe çuha verildi.

    Dedem Korkut geldi destan söyledi,
    Oğuznameyi düzdü ve şöyle dedi:

    ‘Hani dediğim bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Ölümlü dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    En son ucu ölümlü dünya

    Dua edeyim Han’ım:
    Karlı dağların yıkılmasın
    Gölgeli ulu ağacın kesilmesin
    Taşkın akan güzel suyun kurumasın
    Kadir tanrı seni kötülere el açtırmasın
    Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin
    Vuruşurken kara çelik öz kılıcın çentilmesin
    Dürtüşürken alaca gönderin ufanmasın
    Ak sakallı babanın yeri cennet olsun
    Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun
    Son nefeste imandan ayırmasın
    Âmin diyenler tanrının yüzünü görsün
    Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun
    Allah’ın verdiği umudu kesilmesin
    Derlesin toplasın günahımızı
    Adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışlasın
    Han’ım hey! ..’

    Osman Öcal

  4. #24
    Junior Member
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    21

    Re: vuslatî'den seçmeler

    Ozan Dede Korkut (GÜLCE-BAHÇE)

    ‘Hani övdüğümüz bey erenler
    Dünya benim, diyenler
    Ecel aldı, yer gizledi,
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya…’

    Ozanların başı ozanlar piri,
    Doğumu ölümü neredir yeri,
    Ne kadar yaşamış bilinmez biri;
    Rivayet edilip söylene gelir.

    Yaşadığı yüzyıl bile belirsiz
    Kimi der;
    Peygambere elçi hanlara vezir
    Kimi der;
    Akkoyunlu dönemi…
    Her söylence med-cezir.

    Kopuzun telinde bir ulu ozan,
    Türkün tarihine destanlar düzen,
    Derleyip toplayıp Aytur’dur yazan,
    Rivayet edilip söylene gelir.

    Dedem Korkut’un boyu,
    Hanlar hanı Bayındır Han’la
    Horasan’dan göçerek
    Ulu dağlar, zor ırmaklar geçerek
    Kars-Anı’ya gelmiştir,
    Kağızman-Akçakale’yi yaylak,
    Iğdır-Sürmeli Karakale’yi kışlak bilmiştir.

    Büyük destan bilgesi
    Derler ki, Korkut Ata
    Oğuz’un Bayat Boyundan,
    Babası Kara Hoca.
    Dokuz ve on birinci yüzyıllar arasında,
    Doğum yeri; Türkistan’da Sir-Derya.
    Bir de oğlu olmuştur, adı da: Ürgeç Dede
    Türk elinin kocası,
    Dedem Korkut bir derya.

    Her rivayet makbul bize
    Devam edelim söze:
    Bir evliya O, bir eren
    Hazreti Muhammed’den hayır dualar alıp
    Yüce Oğuz halkına O’dur İslam ilmini veren.
    Dedik ya; bir söylence sadece
    Belki de bir ekleme…
    Oğuznameye göre:
    İki yüz doksan beş yıl yaşamış;
    Ne bilen var ne gören.

    Rivayet rivayet rivayet…

    Türk kavminin atası soyu kamlar soyundan,
    En saygın rivayette, der ki: Bayat boyundan.

    Hayır ve şerri bilen, kılavuzdur her zaman,
    Geçmişten geleceğe kopuzu olur derman.
    O gün ki töremizde hem ozandır hem şaman,
    Türk kavminin atası soyu kamlar soyundan.

    Türkmen Kazak ve Özbek Karakalpak Başkurt’ta,
    Bilinir Korkut Ata Türk’e vatan her yurtta.
    Şölenlerle dillenir kültür kenti Bayburt’ta,
    En saygın rivayette, der ki: Bayat boyundan.

    Tartışılmaz bir gerçek,
    Gerçeği Hak bilir ancak.
    Ancak destanlar söyler ki bize;
    Bizim dilimizden bizim ilimizden,
    İlimizden Bayburt çevresinde yaşamış.
    Yaşamış aynı bölgede Oğuzlarla Kıpçaklar,
    Kıpçaklarla Gürcülerle savaşları anlatır Korkut Ata.
    Korkut Ata, şayet yaşamamışsa da Bayburt’a,
    Bayburt’ta yüzyıllardır destan destan dildedir,
    Dildedir ihtiyarında gencinde erkeğinde kadında.

    O Ulu kişi
    Bir dahidir bir bilge,
    Oğuz elinde doğan güneş
    Hanlara beylere övgüler düzen,
    Kavurur alevi, yanıp sönmeyen ateş.

    Birer birer anlatır Türk kavminde töreyi,
    Gaipten haber edip sezgi alır gününde
    Yol gösterir Oğuz’a gider kendi en önde,
    İmana gelmeyene silah kılar pireyi.

    Desturudur doğruluk erce sözünde durur,
    Gönlü birlikten yana büyük aşkı vatandır.
    Güçlünün karşısında hep zayıfı tutandır,
    Ölümü göze alıp olmayanı oldurur.

    Esirgemez hürmeti aksakallı kocalar,
    Danışmanı zor işin Türk’ün akıl danesi;
    Çözümüyle şenlenir hanlar beyler hanesi.

    Geçmişini bilmeyen gelecekte bocalar,
    Kılavuz olsun bize yol göstersin atiye;
    Haram lokma gibidir ele giden methiye.

    Bakın hele ne demiş,
    Dirse Han’a a beyler!
    Yemez yiğit hakkını,
    Sözünü haktan söyler.

    ‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana,
    Taht ver, erdemlidir.
    Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana,
    Binit olsun, hünerlidir.
    Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana,
    Şişlik olsun, erdemlidir.
    Katarından kızıl deve ver bu oğlana,
    Yük taşıyıcı olsun, hünerlidir.
    Altın başlı otağ ver bu oğlana,
    Gölge olsun, erdemlidir.
    Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana,
    Giyer olsun, hünerlidir.’

    Türk dünyasında kabul görmüş
    Efsanevi ululardan bir ilki,
    Boy boylayan soy soylayan
    Hem destancı hem ozan.
    Şiiri nesre yakın belki
    Nesirleri şiire;
    Kopuzu yeter ona,
    Kim demez ki çağlayan.

    Töre onsuz ad koymaz yetişen tahtsız gezer,
    Yiğitlik göstermeyen bir ömür bahtsız gezer.

    Hak eden alır adı yapılan bir törenle,
    Eğlenir hanlar beyler en görkemli şölenle.

    ‘Ünümü anla sözümü dinle Pay Püre Bey,
    Allah Teâlâ sana bir oğul vermiş, uzun yaşatsın.
    Ak sancak kaldırınca Müslümanlar arkası olsun.
    Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa,
    Allah Teâlâ senin oğluna güç versin.
    Kanlı kanlı sulardan geçer olsa, geçit versin.
    Kalabalık kâfire girince,
    Allah Teâlâ senin oğluna fırsat versin.
    Sen oğlunu ‘‘Bamsam’’ diye okşarsın,
    Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun.
    Adını ben verdim, yaşını Allah versin.’


    Birisine Boğaç der birine Bamsı Beyrek,
    Yiğitsiz olmaz destan işte bir örnek Segrek.

    Bir ihanet simgesi Kazan Han’ın dayısı,
    Destan dedik ya sık sık tam on iki sayısı.

    Her birisi bir boy’un aynı Oğuz töresi,
    Doğu Anadolu’muz Azerbaycan yöresi.

    Basmış bağrında saklar Ortaysa Kazakistan,
    Derler onsuz olur mu Türk yurdu Türkmenistan.

    Ata Rahmanov’dan dört tane:
    İğdir, Dışoğuzların Gever Hanlığına Karşı Savaşı,
    Oğuzların Melâllaşması, Korkut’un Kabri Kazıldı.
    Nurmırat Esenmıradov’dan iki:
    Teke Muhammet, Salur Kazan ve İtemcek.
    Derlenerek yazılmış
    Her biri ayrı destan;
    Bunları da eklersek tam on sekiz edecek,
    Yaşıyor gönül gönül yaşatacak gelecek.

    Dedem Korkut işte bu
    Nerde Türk var orda var,
    Balkanlardan Altay’a
    Her boy kendinden sayar.

    Tiyatroda filmde
    Rastlanılır adına,
    Şiirlerde masalda
    Doyulmuyor tadına.

    Öyle bir ulu ozan ünü dünyayı aşan,
    Kazılırken görür hep nerde olsa mezarı.
    Sonunda teslim olur ecel önünde koşan,
    Sir-Derya’nın ağzı der, rivayetin yazarı.

    ‘Hani övdüğümüz bey erenler
    Dünya benim, diyenler
    Ecel aldı, yer gizledi,
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya.
    Bu kara yer bizi de yiyecektir,
    En nihayet uzun yaşın ucu ölüm,
    Sonu ayrılık!’

    Kim ki sahip çıkarsa Ozan Korkut Ata’ya,
    O da onun sahibi Hak düşürmez hataya.

    Azerbaycan şairi Bahtiyar Vahapzade,
    Ne diyor bakın hele gönül olmuş azade.

    “Bir yerde ölüp beş niye bin yerde mezarı
    Çünkü kazılır her gün gönüllerde mezarı
    Otlarda, çiçeklerde ve güllerde doğuldu
    Bir yerde ölüp beş niye bin yerde doğuldu
    Efsane mi gerçek mi bu insan, ince insan
    Varlı sesidir, kopmuş o Türk’ün kopuzundan!”

    Türkistan’da bir mezar bir mezarda Bayburt’ta,
    Yaşayacak her daim varsa tek Türk bir yurtta.

    Dua edeyim Han’ım:
    ‘Karlı dağların yıkılmasın,
    Gölgeli ulu ağacın kesilmesin,
    Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
    Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın,
    Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin,
    Vuruşurken kara çelik öz kılıcın çentilmesin,
    Dürtüşürken alaca gönderin ufanmasın.
    Aksakallı babanın yeri cennet olsun,
    Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun,
    Son nefeste imandan ayırmasın.
    Âmin diyenler tanrının yüzünü görsün,
    Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun.
    Allah’ın verdiği umudu kesilmesin,
    Derlesin toplasın günahınızı;
    Adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışlasın,
    Hânım hey!..’

    Osman Öcal

    Aytur: Dede Korkut hikâyelerini yazıya ilk geçiren olduğu rivayet edilen Akkoyunlu Ozan.

Sayfa 3/3 İlkİlk 123

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1 ©2011, Crawlability, Inc.