Alevi de Benim Gardaşım Gardaş
Vatan birdir töre birdir tuğ birdir,
Dedem korkut Oğuz Ata han bizim.
Sevinç birdir tasa birdir yuğ birdir,
Avşar bizim Türkmen bizim san bizim.
Eren nedir derviş nedir kul nedir,
Tekke nedir ocak nedir yol nedir,
Hepsi bizim bu ikilik hal nedir?
Yunus bizim Veysel bizim can bizim.
Çanakkale Dumlupınar Sakarya,
Vuruldukça oluk oluk akar ya,
Anadolu taç edinmiş takar ya,
Hilal bizim yıldız bizim kan bizim.
Cumhuriyet demokrasi devrimi,
Merhemleyip unutturdu cevrimi,
Lozan’ı mı istiyorsun Sevr’i mi?
Ata bizim şafak bizim tan bizim.
Her ne isek düzelmeli hatamız,
Çağ kapatıp çağ açmıştı atamız,
Hep yukarı yükselmeli çıtamız,
İlim bizim irfan bizim fen bizim.
Vuslatî der Emperyal güç fermanı,
Bak ülkeye nefessiz kor dumanı,
Gönülde bir yurtta birlik zamanı,
İzmir bizim Sivas bizim Van bizim.
Osman Öcal
vuslatî'den seçmeler
Printable View
-
12-02-2008, 02:46 AMvuslativuslatî'den seçmeler
-
12-02-2008, 02:47 AMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
Vuslatî Harında Pişti Atatürk.
Şafak şafak doğan Samsun güneşi,
Türk’ün kaderine düştü Atatürk.
Bulunmaz cihanda bir daha eşi,
Yüce milletine baştı Atatürk.
Türk’ün adı vardır sanında O’nun,
Asillik mevcuttur kanında O’nun,
Hazırdır kılıcı kınında O’nun,
Yıldızlar şahına eşti Atatürk.
Bitmez yurt sevdası ruhunda erlik,
Ne krallık istedi ne diktatörlük,
Kurdu tez zamanda güçlü bir birlik,
Özgürlük aşkıyla coştu Atatürk.
Düşman ensemize bindiği zaman,
Yedi düvel birdi vermedi aman,
Görmedi bu dünya öyle kahraman,
Cepheden cepheye koştu Atatürk,
Ovada kasırga dağlarda bir kurt,
Azmiyle kurtuldu esirdi bu yurt,
Devletleşti hemen koca anayurt,
Aşılmaz dağları aştı Atatürk.
Bu ulus cesurdur verse de diyet,
Vazgeçilmezidir Türk'ün hürriyet,
En büyük eseri bu cumhuriyet,
Sığmadı bedene taştı Atatürk.
Türk denince akla evvel O gelir,
O bir dahi idi dost düşman bilir,
Her On Kasım günü bir başka olur,
Vuslatî harında pişti Atatürk.
Osman Öcal -
12-02-2008, 02:48 AMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
TURAN ÜLKÜSÜ
Sulu yerde yaprak açar söğütler,
Başı börklü pos bıyıklı yiğitler.
Türk gencine hak yolunu öğütler,
Bu ülkü başı dik duran ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Gölgesi var kor sıcakta serindir,
İçeriği ummanlardan derindir.
Durma gardaş bu yer senin yerindir,
Bu ülkü düşmana boran ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
İyi seçer olmuşunu koruktan,
Ayrı tutmaz tabanını doruktan.
Ektiğini biçer susuz karıktan,
Bu ülkü hakkını soran ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Sevgi taşır yüreklerde köz ile,
Kırar sert çeliği tatlı söz ile.
Her naneyi görür doğru göz ile,
Bu ülkü erdeme eren ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Korkusu âlemi nice sarmıştır,
Türkistan’dan Viyana’ya varmıştır.
Hamurunu pak mayayla karmıştır,
Bu ülkü devletler kuran ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Akıl yoksa başta ona ne çare,
Düşerek dara kalma biçare.
Derman arayana bulur bi çare,
Bu ülkü halay bar horon ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Sağda solda gezme yalan dünyada,
Derine dalıp ta kalma hülyada.
Kucaklar genç-ihtiyarı davada,
Bu ülkü kitabım Kur’an ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Vuslatî sıfırdan yetmişe yaşı,
Şehit oldu uğruna binlerce kişi.
Azmiyle eritir toprağı taşı,
Bu ülkü şahadete varan ülküsü,
Bu ülkü Türklere Turan ülküsü.
Osman Öcal -
12-03-2008, 09:57 PMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
merhaba arkadaşım...eline,yüreğine sağlık...çok güzel ve manalı şiirler yazmışşsın...devamını bekliyoruz...sevgiler,saygılar...
-
12-05-2008, 03:36 AMvuslatiRe: vuslatî'den seçmelerTEŞEKKÜR EDERİM martino.Alıntı:
martino Nickli Üyeden Alıntı
ERMENİYE SESLENİŞ
Dünya seyirciydi, Rus senden yana;
Kesmek istediniz Türkün soyunu.
Hocalı boyandı al kızıl kana,
Unutma ermeni unutma bunu!
Bin dokuz yüz doksan iki yılının,
Yirmi altısında şubat ayının,
Yazdınız fermanı can Hocalı’nın.
Unutma ermeni unutma bunu!
Altı yüz on üç can; şehit yörede.
Hunharca katletmek sizin törede.
Bin iki yüz yetmiş kayıp nerede?
Unutma ermeni unutma bunu!
Gebe olanların karnın yırtmağa,
Utanmadın bir de vardın yakmağa.
Bir çok canı diri gömdün toprağa,
Unutma ermeni unutma bunu!
Kafatası yüzüp yerde koydunuz,
Kimisinde bakar gözü oydunuz.
Bu bir soykırımdır soysuz doğdunuz,
Unutma ermeni unutma bunu!
Özal Şiidir diye yardım yapmadı,
Sülo Rus'dan korktu adım atmadı.
Türkler bu hesabı vallah yutmadı,
Unutma ermeni unutma bunu!
Genç ihtiyar kadın kızan demeden,
Öldüm vazgeçmedim amma töreden.
Kork ermeni kaçkın yanık sineden,
Unutma ermeni unutma bunu!
Yüz binler kaçkındır yüz binler sürgün,
Suçu Türk olmaktı sadece Türk’ün.
Yaşayan yurduna dönecek bir gün,
Unutma ermeni unutma bunu!
Karabağ vatandır yad eller gurbet,
Gurbette yananlar sılaya hasret.
Vuslatî hesabı soracak elbet,
Unutma ermeni unutma bunu!
Osman Öcal -
12-08-2008, 12:59 AMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
eyvallah kardeşim...helal olsun sana... ne de güzel yazmışşsın...Allah razı olsun...
-
12-08-2008, 02:19 AMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
tekrar teşekkürler martino rumuzlu arkadaş.
Yol Ver Dağlar
Hasret inilerken sazın telinde
Gezinir bir haber seher yelinde
Dağılmış zülüfü hoyrat elinde
Yol ver dağlar yol ver yâre kavuşam
Sarıp sevdiğimi alıp savuşam
Solmuş gonca-i gül bozulmuş bağlar
Gözleri yollarda ağlarmış ağlar
O yârin feryadı sinemi dağlar
Yol ver dağlar yol ver yâre kavuşam
Sarıp sevdiğimi alıp savuşam
Ağıya bulanmış ekmeği aşı
Bir soluk resmimiz olmuş yoldaşı
Daha bundan gayri akmasın yaşı
Yol ver dağlar yol ver yâre kavuşam
Sarıp sevdiğimi alıp savuşam
Vuslatî’nin bağrı yanıktır yanık
Sevdası çağlayan düşü bulanık
İster masum belle istersen sanık
Yol ver dağlar yol ver yâre kavuşam
Sarıp sevdiğimi alıp savuşam
Osman Öcal -
12-08-2008, 07:25 PMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
BAYRAM
Muhabbet sözleri sığmaz hesaba
Şiirler nur olup kalplere dolsun
Kalemle kağıda yazan erbaba
Kardaş bayramımız mübarek olsun
O yarin yoludur çıksam Sırat'a
Nefesim yel olup nigarı bulsun
Kalemle kağıtla ersek murada
Kardaş bayramımız mübarek olsun
Hakkı terkisinden binse kırata
Adı düldül olup cihata dursun
Kalemle kağıtla selam hayata
Kardaş bayramımız mübarek olsun
İsmail hakkı ÖZER -
12-08-2008, 08:48 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
teşekkürler martino.sizin de bayramınız mübarak olsun.selam ve dua ile.
-
12-21-2008, 07:09 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
Sevemedin Ölüm Meleğim Kadar
Açmadın çiçek çiçek gelip geçti nevbahar,
Sevemedin sen beni ölüm meleğim kadar.
Dökülür yaprak yaprak gazeliyle sonbahar,
Sevemedin sen beni ölüm meleğim kadar.
Yüreğim damla damla kirpiklerim sulanır,
Ak düşmüş saçlarıma ömrümüz sorgulanır,
Başkasının kalbiyle seven gönül bulanır,
Sevemedin sen beni ölüm meleğim kadar.
Yine gittin habersiz dertlerle doluyorum,
Giderken bıraktığın kokunu soluyorum,
Bir haber bırakmadın yâr neyin oluyorum?
Sevemedin sen beni ölüm meleğim kadar.
02.10.2008
Osman Öcal -
12-23-2008, 02:13 AMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
eyvallah vuslati...şiir aleminden bir güzel şiir daha tutup bizlerle paylaştığın için teşekkürler üstadım...eline,yüreğine sağlık...sevgi,saygı ve selamlarımla...
-
01-04-2009, 06:52 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmelerteşekkürler martinoAlıntı:
martino Nickli Üyeden Alıntı
Akıp Gider Seneler
Geceler gözü yaşlı sokaklar dertli ayaz,
Yaram var iki başlı yetmez gönülde niyaz.
Hangi sayfası beyaz, akıp gider seneler.
Sönmüş alev başında çocuklar deli dolu,
Belki on üç yaşında kırık kanadı kolu.
Nasılsa düşmüş yolu, yakıp gider seneler.
Onlar da can kuzusu melemesi bir çığlık,
Dinmez yürek sızısı Hak’tan alınmaz çiğlik.
Nerde gün nerde sağlık, bakıp gider seneler.
Günahlar illet olur körpecik bedenlere,
Vuslatî kusur bulur sokaklık edenlere.
Ölüme gidenlere, çakıp gider seneler.
Osman Öcal -
01-07-2009, 12:48 AMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
Allah razı olsun Vuslati...zavallı biçare çocuklarımız...sokak çocukları...şiirin beni yine duygulara saldı üstadım...
BEBEĞİM
Boncuk boncuk gözlerin
Bakmaya doyamam ki
Cici bici ellerin
Tutmaya kıyamam ki
Öpüp koklamak varken
Seni nasıl vurdular
Azgın canavarları
Üzerine saldılar -
01-07-2009, 12:59 AMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
Allah razı olsun Vuslati...zavallı biçare çocuklarımız...sokak çocukları...şiirin beni yine duygulara saldı üstadım...
BEBEĞİM
Boncuk boncuk gözlerin
Bakmaya doyamam ki
Cici bici ellerin
Tutmaya kıyamam ki
Öpüp koklamak varken
Sana nasıl vurdular
Azgın canavarları
Üzerine saldılar
Filistin ellerinde
Bir adım yürümeden
O minicik dudağın
Vatanım diyemeden
Hani nerde insanlık
Hani nerde hakları
Filistin semasında
Çelik leş kartalları
Uyu sen ey bebeğim
Uyu ben geleceğim
Cennet'teki ruhuna
Ninniler diyeceğim -
02-01-2009, 06:07 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
teşekkürler martino, ilhamın daim olsun.
Sen Ağlama Bebeğim
Gamzeler güle dargın yanağın harelenmiş,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.
Zülüfte teller sefil yüreğin yarelenmiş,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.
Islanmasın geceler sil gözlerin yaşını,
Esir olma burcuna eğme hilal kaşını,
Vuslatı düğümleyen taşa vursun başını,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.
Bahara döner düşler renklenir yeşil sarı,
Sis kalkar gecelerden erir mevsimin karı,
Seçerler gülistandan pembe çiçekli narı,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.
Aç gönlünü ne olur ömür boşa gitmesin,
Bu sevda Vuslatî’yi hep perişan etmesin,
Biz de Allah kuluyuz şarkımız hiç bitmesin,
Sen ağlama bebeğim her derdin çaresi var.
Osman Öcal -
03-13-2009, 06:29 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
Can Evimde Saklarım(BESTELENDİ)
Mazimiz telli duvak ebedi arkadaşım
Melekler şahidimdir anılar gönül aşım
Şarkımızı dinliyor yine kanlı gözyaşım
**Bitmeyecek aşkımsın can evimde saklarım
**Kaldırsan perdeleri nefes nefes koklarım
Seher vakti nurumdu yıldız yıldız gözlerin
Bal şerbeti sunardı karam diyen sözlerin
Gün doğarken vurdular suçu neydi bizlerin
**Bu zaman ne zalimmiş ağardı şakaklarım
**Kaldırsan perdeleri nefes nefes koklarım
Ay düşerdi yüzüne gönlümün miracıydın
Öpmeye kıyamazdım yâr başımın tacıydın
Damar damar kanayan derdimin ilacıydın
**Gül açsın yanakların dalında konaklarım
**Kaldırsan perdeleri nefes nefes koklarım
Sevdamız zemzem suyu kanmadım içeceğim
Yetim koydun kalbimi ah benim karçiçeğim
Gölgelenme doğarken sanma ki geçeceğim
**Senden başka birini gönlüme yasaklarım
**Kaldırsan perdeleri nefes nefes koklarım
Osman Öcal
Beste: Ersin Kayışlı
Yorum: Mustafa Açıkgöz -
05-01-2009, 07:30 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
Ya Karabağ Ya Ölüm
Görülmemiş tarihte, yoluma yoldaş olmaz
Yazmıyor kitabımda; ermeni gardaş olmaz.
Düşen belden aşağı, ayak olur, baş olmaz.
****Beni hak söyletiyor, Hakk’ı okuyor dilim
****Yemin olsun Tanrıma ya Karabağ ya ölüm!
Silahsız halka karşı Rus destekli ordular,
Hocalı toprağına girince kudurdular,
Hamile kadınların bebeğini vurdular.
****Bakma Türk düşmanına, biliyor aklıselim
****Yemin olsun Tanrıma, ya Karabağ ya ölüm!
Gözlerimi oydular, yüzüldü kafa derim
Bir vahşet değil mi bu, niye riya ederim.
Uşaklar işbirlikçi, işte bundan kederim.
****Geçmişte neler oldu anlatır tarih, bilim
****Yemin olsun Tanrıma, ya Karabağ ya ölüm!
İşgalcinin her ferdi kesilmeden lokmadan,
Soykırımcı ermeni arkasına bakmadan,
Açılmayacak kapı, Karabağ’dan çıkmadan.
****Acar kilit vurmazsam, kırılsın çifte elim
****Yemin olsun Tanrıma, ya Karabağ ya ölüm!
Gönlümüzde helalsin, gülsüz gülistan olmaz
Vuslatî’nin sevdası, bir ermenistan olmaz.
Yadigârsın Karabağ, sensiz Türkistan olmaz.
****Esarete gelmez Türk, bitsin işkence zulüm
****Yemin olsun Tanrıma, ya Karabağ ya ölüm!
Osman Öcal -
05-02-2009, 04:09 PMalenaRe: vuslatî'den seçmeler
BU KADAR ANLAMLI ,BU KADAR NET VE GUZEL YAZDIGINIZ SHIR ICIN TESEKKUR EDERIZ. TURKUN TURKDEN BASQA DOSTU YOK ::aze:: :alqis: ::aze:: :alqis:
-
04-22-2010, 03:12 AMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
teşekkürler soydaşım.
-
05-14-2010, 03:20 AMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı(GÜLCE BULUŞMA
Yiğit Oğuz elinde Kam Gan oğlu ünüyle,
Ağırlardı beyleri her yıl şölen günüyle;
Her ziyafet bir şölen her şöleni bir düğün,
Hanlar Hanı Bayındır yerinden kalktı bir gün.
Şam dokuma otağı diktirdi yeryüzüne,
Alaca, han sayvanı yükseldi gökyüzüne.
İpekten halıları bin bir yere döşetti,
Üç ayrı renk otağı otağına eş etti.
Koyundan koçu seçip nice emir estirip,
Deveden buğra ile attan aygır kestirip:
‘Kimin oğlu kızı yok kara otağa kondurun,
Altına kara keçe önüne kara koyun yahnisi
Yerse yesin, yemezse kalksın gitsin.
Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa
Oğlu kızı olmayanı Allah Teâlâ karalamıştır,
Biz de görmeyiz bunu böyle bilsin,’ dedi.
Haberi alan beyler
Pusatlanıp atlandı,
Şölen yapılan yere
Birer birer toplandı.
Meğer Dirse Han derler vardı bir beyin oğlu,
Gelmemişti dünyaya ne kızı var ne oğlu.
Haberi aldığında tez varmayı yeğledi,
Söyledi bir görelim Han’ım neler söyledi:
‘Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Büyük cins atlar sahibini görüp kişnediğinde
Aklı karalı seçilen çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’
Sabahın er vaktinde ilk ışıkla Dirse Han,
Kalkıp geldi şölene kırk yiğidi oldu can.
Otağında altına kara keçe sürdüler,
Yesin diye önüne kara yahni verdiler.
Anlamadı Dirse Han
Dedi: ‘Bu kara ayıp,
Benim suçum ne ola’
Sordu beyleri sayıp.
Dediler: ‘Han’dan gelen böyledir buyruk bize,
Oğlun kızın yok imiş kara otağ hak size.’
Bu ayıbı duyunca olan neşesi söndü,
Kırk yiğitle doğruldu hemen evine döndü.
Bağırdı hatununa Han’ım neler söyledi:
‘Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
Evden çıkıp yürüdüğünde selvi boylum
Topuğunda döklüm döklüm kara saçlım
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
İki badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum yemişim düvleğim
Görüyor musun neler oldu.’
Dirse Han hatununa anlattı yaşananı,
Kara otağ çeker mi bu beyliği bu şanı.
Topaç gibi bir oğul o an düştü diline,
Aslanlaştı aniden bu da böyle biline.
‘Senden midir benden mi’ deyip yine söyledi:
‘Han kızı yerimden kalkayım mı
Yakan ile boğazından tutayım mı
Kaba ökçemin altına alayım mı
Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı
Öz gövdenden başını keseyim mi
Can nasıl tatlıymış sana bildireyim mi
Alca kanını yeryüzüne dökeyim mi
Han kızı sebebi nedir söyle bana
Korkunç gazap ederim şimdi sana’
Dirse Han’ın karısı
Han sözüne üzüldü,
Çekik kara gözünden
Damla yaşlar süzüldü.
‘Ne bendendir ne senden hanlar hanı Dirse Han,
Üstümüzde bulunan, ne gelirse Allah’tan.’
Diyerek devam etti. ‘Bana gazap eyleme,
İncitecek ey beyim kötü sözler söyleme.
Alaca çadırını kalk yeryüzüne diktir,
Şanınıza yakışan yapacağın beyliktir.
Deveden buğra koyundan koç attan aygır
Kestir, İç Oğuz Dış Oğuz beylerini çağır.
Nerde aç görsen doyur çıplak görsen giyindir,
Yapılacak dualar Allah bilir beyindir’
Hatununun sözüyle büyük ziyafet verdi,
Aldığı dualarla derken murada erdi.
Oğlancığı büyüdü
Olunca yaşı on beş,
Öyle bir delikanlı
Sanki aslanlara eş.
Meğer Bayındır Han’ın azgın boğası vardı,
Boynuz vursa bir taşa taşın dünyası dardı.
Güreştirir deveyle bir yaz bir de güz günü,
Eğlenirdi beylerle sanki Han’ın düğünü.
Altı kişi zincirle yine bir yaz gününde,
Çıkardılar boğayı kim durur ki önünde.
Koy verdiler boğayı
Düşünmeden o anda,
Dirse Han’ın oğluyla
Üç yoldaşı meydanda.
Kaçın dedilerse de beyin oğlu kaçmadı,
Üç arkadaşı gibi kanatlanıp uçmadı.
Boğa sürdü oğlana burnundan soluyarak,
Koşup geldi hemencik rüzgârı yalayarak.
Oğlan yumruğu ile tutup alnına vurdu,
Darbeyi alan boğa daha fazla kudurdu.
Tekrar hücuma geçip saldırınca yerinden,
Güçlü bir nefes aldı yenmesine, derinden.
Bu sefer yumruğunu tam alnına koyarak,
Sürdü meydan dışına kuvvetini yayarak.
Çekiştiler bir süre
Ama dövüş bitmedi,
Boğanın azgınlığı
Yiğitliğe yetmedi.
Oğlan çekip elini boşta koydu rakibi,
Düşmesine vesile yaptı başı takibi.
Davranıp bıçağına kesince boğazını,
Güreşi izleyen beyler yükseltti avazını.
Bütün oğuz beyleri
Meydana kaçıştılar,
Aferinler kuş oldu
Havada uçuştular.
Dediler; ‘Dedem Korkut bu yiğide ad versin,
Yanına kataraktan doğru babaya varsın,
Beylik isteyiversin hak etmiştir tahtını,
Mevla daim eylesin açsın artık bahtını.’
Çağrılıp Dedem Korkut varınca babasına,
Hele neler söyledi Han’ım neler söyledi:
‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
Taht ver erdemlidir
Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana
Binit olsun hünerlidir
Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
Şişlik olsun erdemlidir
Katarından kızıl deve ver bu oğlana
Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
Altın başlı otağ ver bu oğlana
Gölge olsun erdemlidir
Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana.
Giyer olsun hünerlidir.’
Dedem Korkut oğlana Boğaç adını koydu,
Beylik aldı taht aldı diyarda herkes duydu.
Kulda olmaz kötülük şaşıp yanılmayınca,
Dirse Han yiğitleri tahtta anılmayınca,
İzzeti hürmet için şöyle karar aldılar;
Şikâyet için Han’a yirmi namert saldılar:
‘Boğaç kırk yiğitle Oğuz üstüne yürüdü,
Ak sakala sövdü pürçekliyi sürüdü.
Akan sudan geçip Ala Dağ’dan haber aştı,
Derler hanlar hanı Han Bayındır’a ulaştı.
Han Bayındır çağırır Ve sana gazap eyler.’
Namertler Dirse Han’a pervasız yalan söyler
Sonra diğer namertler
Gelirler Dirse Han’a,
Oğlu kötülemeye
Başlar yeni yalana:
‘Göğsü güzel koca dağa ava çıktı sensiz,
Avdan dönülünce anasına vardı densiz.
Şarabın keskininden içip sohbet eyledi,
Senin oğlan kötüdür canına kast eyledi.’
‘Böyle evlat gerekmez gidip getirin onu,
Uçurayım boynunu kapansın burda konu’
Dedi amma Dirse Han yalanlara kanarak,
Tek oğulcuk tek evlat ak yüreği yanarak.
‘Oğlun dinlemez bizi
Dediler ava götür,
Av avlarken habersiz
Okla işini bitir.’
‘Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Yüğrük atlar sahibini görüp kişnediğinde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Aklı karalı seçilen çağda
Kudretli Oğuzun gelinin kızının bezendiği çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda’
Sabah gün doğumunda ava çıktı Dirse Han,
Yanında kırk yiğidi oğulcuğu tek bir can.
Oğlancığa dediler birkaç namert gelerek,
‘Sürüp gelsin geyiği bir bir tepeleyerek.’
Göreyim der babanız; Sevinip kıvanayım,
Bundan sonra oğluma bey diye güveneyim’
Haberi yok yalandan Boğaç bilmez oyunu,
Bir bir vurur geyiği sanki keser soyunu.
Kırk namert döner bu kez
Derler ki Dirse Han’a:
‘Vururken geyikleri
Kıyacak senin cana.’
Oğlancık ok atarken geride kalanlara.
Dirse Han da inandı alçakça yalanlara.
Kurt sinirinden yapılmış sert yayını çekti,
Oğlancığın iki kürek arasına çaktı.
Fokur fokur fışkırdı oğlanın alca kanı,
Düştü atından yere yürüdü alçağın şanı.
Yere düşen oğlanın benzi sararıp soldu,
Geri dönen Dirse Han yurduna gelir oldu.
Avdan dönüldüğü
Her tarafa duyuldu,
Dirse Han’ın hatunu
Ziyafete koyuldu.
Sonra alıp at tepti kırk ince belli kızı,
Görmeyince oğlunu düştü gönlüne sızı.
Bütün yüreği oynadı ay yüzü birden soldu,
Kara bağrı sarsıldı süzme göze kan doldu.
Çağırır Dirse Han’ı söyler Han’ım ne söyler:
‘Beri gel basımın bahtı evimin tahtı
Han babamın güveyisi
Kadın anamın sevgisi
Babamın anamın verdiği
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
A Dirse Han
Kalktın oğlunla birlikte yerinden doğruldun
Yelesi kara soylu atına bindin
Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
İki vardın bir geliyorsun yavrum hani
Karanlık gecede bulduğun oğul hani
Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğiriyor
Kesilsin oğlumun emdiği süt damarım yaman sızlıyor
Sarı yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor
Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
Kuru kuru çaylara su saldım
Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
Dilek diledim Tanrıya bir oğul zorla buldum
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana
Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana
Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
Kara cübbeli azgın dinli kâfirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana
Han babamın katına ben varayım
Ağır hazine bol asker alayım
Azgın dinli kâfire ben varayım
Paralanıp soylu atımdan inmeyince
Yenim ile alca kanımı silmeyince
Kol but olup yer üstüne düşmeyince
Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Kara başım kurban olsun bugün sana’
Bekli de Oğuz boyu böyle figan görmedi,
Seslenmedi Dirse Han cevap bile vermedi.
Beyinin suskunluğu yüreğine oldu dert,
Kaçırmadı fırsatı yine geldi kırk namert:
‘Oğlun sağdır esendir
Hâlâ geyik peşinde,
Dolanır göğsü güzel
Koca dağın döşünde.’
Ana yüreği dayanır mı kırk ince kızla,
Oğlunu aramaya atlanıp çıktı hızla.
Yazlı kışlı kar olan Kazılık dağa baktı,
Alçaktan yücelere hemen koşturup çıktı.
Yüksekten enginlere bir kartal gibi bakar,
Bir dere kenarında kuzgunlar iner kalkar.
Soy atını çevirdi süzüldü ona doğru,
Volkan gibi alevli yanıktır ana bağrı.
Oğlan düşüp kalınca
Orada hazır oldu,
Yarayı sıvazlayan
Boz atlı Hızır oldu.
‘Korkma’ dedi oğlana;
‘Ama yaran çok kötü,
Merhemi dağ çiçeği
Bir de ananın sütü.’
Oğlanın anacığı üstüne çıka geldi,
Gördüğü al kızıl kan yanık bağrını deldi.
Oğulcuğuna söyler Han’ım neler söyler:
‘Kara çekik gözlerini uyku bürümüş aç artık
On iki kemikçiğin param parça topla artık
Tanrının verdiği tatlı canın gitmekteyse tut artık
Öz gövdende canın var ise oğul söyle bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Akar senin suların Kazılık Dağı
Akar iken akmaz olsun
Biter senin otların Kazılık Dağı
Biter iken bitmez olsun
Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
Koşar iken koşmaz olsun taşa dönsün
Ne bileyim oğul aslandan mı oldu
Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
Bu kazalar sana nereden geldi
O gövdende canın var ise oğul söyle bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Ağız dilden bir küçücük söz et bana’
Oğlan sesi alınca açtı hemen gözünü,
Gördü anacığının aya benzer yüzünü.
Söyledi anasına Han’ım neler söyledi:
Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana
Ak pürçekli yüce bildiğim canım ana
Akarlı sularına kötü söyleme
Kazılık Dağı’nın günahı yoktur
Biterli otlarına. Kötü söyleme
Kazılık Dağının suçu yoktur
Koşan geyiklerine kötü söyleme
Kazlık Dağının günahı yoktur
Aslan ile kaplanına kötü söyleme
Kazılık Dağının suçu yoktur
İlenirsen babama ilen
Bu suç bu günah babamdandır
Oğlan anacığına; ‘Korkma bundan korkma’ der,
‘Sıvazladı boz atlı Hızır sen etme keder.
Yaram ölümcül değil dağ çiçeği ve bir de,
Senin akça sütündür derman olan bu derde.’
Dağ çiçeği topladı kırk ince kız can ile
Ana sıktı memeyi sütü geldi kan ile.
Karışık merhem yapıp yarasına çaldılar,
Yurtlarına dönerken oğlancığı aldılar.
Hekime teslim edip
Gizlendi Dirse Han’dan,
Baba geçer olsa da
Ana geçer mi candan.
‘At ayağı çabuk ozan dili çevik olur,’
Oğlanın yaraları kırk günde iyi olur.
Kılıç kuşanarak ata binmeye başladı,
Babasından habersiz av edip kuş kuşladı.
Bunu duyan kırk alçak doymadı hıyanete,
Tuttular Dirse Han’ı kan oturdu ak ete.
Boynunda sicim ile onlar atlı Han yayan,
Gittiler kâfir ele beylerden olmaz duyan.
Dirse Han’ın hatunu bu haber patlayınca,
Hemen vardı oğluna soy ata atlayınca.
Söyledi ki oğluna Han’ım neler söyledi:
‘Görüyor musun ay oğul neler oldu
Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu
Yurtta düşman yok iken
Senin babanın üstüne düşman geldi,
O kırk namert babanın arkadaşları babanı tuttular,
Ak ellerini ardına bağladılar,
Kıl sicimi ak boynuna taktılar,
Kendileri atlıydı
Babanı ise yayan yürüttüler,
Alıp kanlı kâfir ellerine yöneldiler,
Hanım oğul kalkarak yerinden doğrul,
Kırk yiğidim beraberine al,
Babanı o kırk namertten kurtar.
Yürü oğul.
Baban sona kıydı ise
Sen babana kıyma,’
Boğaç anasını kırmayıp sözüne baktı,
Kara çelik öz kılıcını beline taktı.
Altın mızrağı ak kirişli yayı silkindi,
Soy atını tutarak hemen sıçrayıp bindi.
Kırk yiğidin kırkıyla
Her birisi fırtına,
Acele düştü hemen
Babasının ardına.
Namertler yol üstünde kayıtsız içerlerken,
Boğaç Han atını koşturup yetişti erken.
Dediler yiğidi alalım tutsak tutup ikisini bir,
Varıp teslim edelim sevinsin kara kâfir.
Dirse Han söyledi ki Han’ım neler söyledi
‘Kırk yoldaşım aman
Tanrının birliğine yoktur güman
Benim elimi çözün,
Kolca kopuzumu elime verin,
O yiğidi döndüreyim,
İster beni öldürün ister diriltin,
Bırakıverin’
Çözülünce elleri aldı kolca kopuzu,
Tanımadı oğlunu sandı yabancı kuzu.
Söyledi bir bakalım Han’ım neler söyledi:
‘Boynu uzun yüğrük atlar gider ise benim gider
Senin de içinde bineğin var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
Senin de içinde şişliğin var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Katarlardan kızıl deve gider ise benim gider
Senin de içinde deven var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Altın başlı otağlar gider ise benim gider
Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak sakallı kocalar gider ise benim gider
Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
Benim için geldin ise hay yiğit oğulcuğumu öldürmüşüm
Bana yazık değil sana yazık dön geri’
Sonunda Dirse Han’ın
Depreşti eski derdi,
Sözünü bitirince
Oğlu karşılık verdi:
‘Boynu uzun yüğrük atlar gidiyorsa senin gider
Benim de içinde bineğim var
Bırakamam kırk alçağa
Katarlardan kızıl deve gidiyorsa senin gider
Benim de içinde devem var
Bırakamam kırk alçağa
Ağıllarda on bin koyun gidiyorsa senin gider
Benim de içinde etliğim var
Bırakamam kırk alçağa
Ak yüzlü ela gözlü gelin gidiyorsa senin gider
Benim de içinde nişanlım var
Bırakır mıyım kırk alçağa
Altın başlı otağlar gitmekteyse senin gider
Benim de içinde odam var
Bırakır mıyım kırk alçağa
Ak sakallı kocalar gitmekteyse senin gider
Benim de içinde bir aklı şaşmış bilmesini unutmuş kocamış babam var
Bırakır mıyım kırk alçağa’
Dedikten sonra hemen yiğitlere el etti,
At tepip baş düşürdü boz toprağı sel etti.
Babasını kurtarıp döndü yurduna geri,
Anladı ki Dirse Han bu yiğit kendi eri.
Hanlar Hanı Bayındır beylik verdi taht verdi,
Tanrı Oğuz eline önü açık baht verdi.
Dede Korkut geldi şu Oğuzname’yi koştu:
‘Onlar da bu dünyaya geldi geçti
Kervan gibi kondu göçtü
Onları da ecel aldı yer gizledi
Fani dünya yine kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucun ölümlü dünya
Kara ölüm geldiğinde geçit versin.
Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın.
O öğdüğün yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.
Dua edeyim Han’ım:
Yerli kara dağların yıkılmasın.
Gölgeli ulu ağacın kesilmesin.
Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
Kanatlarının uçları kırılmasın.
Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin.
Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin.
Dürtüşürken alaca mızrağın ufanmasın.
Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun.
Ak sakallı babanın yeri cennet olsun.
Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun.
Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın Han’ım hey! …’
Osman Öcal -
05-17-2010, 02:37 PMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
Merhaba...Kusura bakma Vuslati biraz geç bir cevap oldu ama elimde olmayan nedenlerden dolayı bir süre Net'ten uzak kaldım...Senin ve Azeri net sevdalılarının hoşgörüsüne sığınarak yazıyorum...Üstadım bu şiirin de çok güzel...Tebrik ederim...Kalemin ve yüreğin dert görmesin...Selam,saygı ve sevgilerimle...
-
05-17-2010, 08:08 PMmartinoRe: vuslatî'den seçmeler
Boğaç Han Destanı isimli bu manzume de çok güzel...Selamlar,saygılar...
-
09-24-2010, 09:08 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
teşekkürler martino
Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması(GÜLCE-BULUŞMA)
Yırtıcı kuş yavrusu Amıt suyun aslanı,
Kimsesizin umudu Karacuğun kaplanı;
Han Uruz’un babası kudretli Oğuz beyi,
Yağız atın sahibi, Bayındır Han güveyi;
Ulaş oğlu Kazan Han
Bir gün kalktı yerinden,
Doksan başlı otağla
Oynadı yer yerinden.
Doksan yerde alaca ipek halı serildi,
Seksen bakır kazanın altına od verildi.
Göğsü kızıl düğmeli dokuz karaca gözlü,
Elleri kınalanmış süslenmiş güzel yüzlü;
Kâfir dilber, beylere kadeh sunup içtiler,
İçtikçe sarhoş olup sohbet vurup geçtiler.
Ayrılamaz uçan kuş
Yazılan kaderinden,
Ulaş oğlu Salur Kazan
Doğrularak yerinden:
‘Ünümüz anlaşılsın
Han sözümüz dinlensin,
At tepip av yapalım
Otağımız şenlensin.’
Dedi, Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar onadı,
Kara Göne oğlu Kara Budak kartal kanadı.
At ağızlı Aruz Koca diz üstüne çöktü,
Gün görmüşlük başkadır hemen içini döktü:
‘Pis dinli Gürcistan’ın ağzındayız Kazan Han,
Bu yurdun dirliğini ya olursa bir bozan.’
Deyince, ‘Oğlum Uruz benim evimde kalsın,
Üç yüz yiğidimizle güvenliği sağlasın…’
Deli Dündar, Kara Göne, Şer Şemsettin, Beyrek,
Nice kudretli Oğuz beyi ve Bey Yigenek;
İri, soy atlarına binip binip aktılar,
Ok serpip avlanmaya Ala Dağa çıktılar.
Kâfirden bir kaç casus olanı duyup gördü,
Gidip Şökli Melik’e son muştusunu verdi.
Kara kaftanın ardı yırtmaçlı,
Yarıdan üzeri kapkara saçlı,
Tam yedi bin kâfir alaca atlı,
Saldırdı dörtnala gece yarısı.
Kazan beyin otağına sis çöktü,
Kaza benzer gelin, kızlar yaş döktü.
Kızıl develeri yedekte çekti,
Şahbaz atlar ile gece yarısı.
Kazan’ın öz yurdunda bir karmaşa bir telaş,
Şehit oldu Eylik Koca Oğlu Sarı Kumlaş.
Boyu uzun Burla Hatun kırk ince belli kız ile,
Ok atıp kılıç çalmadan esir düştü vurdu hile.
Elleri koynunda basılı gitti,
Tutulup geceden sabaha değin.
Devenin boynunda asılı gitti,
Kocalmış anası Han Kazan beyin.
Haberi olmadı kâfir soyundan,
Uruz bey bağlandı el ve boyundan.
Üç yüz yiğit gitti aynı oyundan,
Olmadı duyası Han Kazan beyin.
Başlamışken biter mi kalleş kâfir oyunu:
‘Keselim Kazan Han’ın ekmeğini suyunu;
Kapulu Derbendinde vardır on bin koyunu,
Onları da alalım.’ Dedi kâfirin biri.
Kara donlu kâfirin
Doymadı gözü hâlâ,
Atlandı altı yüzü
At teptiler dörtnala.
Yatarken Karacuk Çoban kara kaygılı düş gördü,
Sıçrayıp kalktı acele gördüğünü hayra yordu.
Kıyan gücü, Demir gücü kardeşlerini alarak,
Ağılın kapılarını berketti önlem olarak.
Üç yere taşlar yığdı tepe gibi her biri,
Basarsa düşman ansız düşmeyim diye dara.
Alaca kollu sapan aldı elinde yeri,
O anda çıka geldi altı yüz donu kara.
Hiç vakit kaybetmeden seslendi hemen biri:
‘Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
Sütü peyniri bol kaymaklı çoban.
Kazan Beyin otağını yıkmışız,
Tavla tavla atlarına binmişiz,
Zengin hazineyle bol akçasını,
Gece yağmalayıp sana gelmişiz.
Hey çoban uzağından yakınından gel beri,
Baş indirip bağır bas, selam al ey serseri;
Seni Şökli Melik’e itelim, beylik versin.’
Deyince, durmaz çoban
Kendine güvenerek,
Sapanı bir elinde
Söyler ki direnerek:
‘Boş yere konuşma bre itim kâfir
İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kâfir
Altındaki alaca atını ne öğersin
Alaca başlı keçim kadar gelmez bana
Başındaki tulganı ne öğersin köpek kâfir
Başımdaki börküm kadar gelmez bana
Altmış tutam gönderini ne öğersin lanetlenmiş kâfir
Kızılcık değneğim kadar gelmez bana
Kılıcını ne öğersin bre kâfir
Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana
Sadağında doksan okunu ne översin bre kâfir
Ala kollu sapanım kadar gelmez bana
Uzağından yakınından beri gel
Yiğitlerin darbesini gör öyle geç.’
At tepildi oklar aktı,
Her taş üç dördünü yıktı.
Serildi üç yüzü yere,
Korku düştü kâfirlere.
Çobanın taşları bitti,
Sapanda çok davar gitti.
Verdirip düşmana fire,
Dünya âlemi dar etti.
Varıp hakka teslim oldu şehit düştü kardeşleri,
Büyükçe bir tepe yığdı yandı kâfirin leşleri.
Kepeneğinden kül yaptı basıp yarası sızladı,
‘Ölü müsün diri misin Kazan Bey’ diye ağladı.
Kazan Han o gecede kaygılı bir düş gördü,
Sıçrayıp kalktı hemen Kara Göne’ye sordu:
‘Bilir misin kardeşim Kara Göne
Ne göründü düşümde
Kara kaygılı bir düş işte…
Yumruğumda çırpınan şahin kuşumu ölüyor gördüm
Ak otağımın üstüne gökten yıldırım çakıyor gördüm
Kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor gördüm
Kargı gibi kara saçımı uzuyor gördüm
Uzanarak gözümü örtüyor gördüm
Bileğimden on parmağımı kanda gördüm
Aklımı toparlayamıyorum
Han kardaş bu düşümü yor bana.’
Dinleyince tane tane
Oldu sanki hâl divane.
Karındaşı Kara Göne
Yorumladı birazını:
‘Kara bulut devletindir
Karla yağmur askerindir
Saç kaygıdır, kan kötülük, gerisini yoramam
Allah yorsun…’
Deyince, Kazan Han:
‘Avımı bozma askerimi dağıtma
Konur atı tepikleyim
Bir günde alayım üç günlük yolu
Öğle olmadan varayım yurdumun üstüne
Baktım sağdır esendir
Gelirim akşama kalmaz
Eğer geri dönmezsem
Bakın başınızın çaresine.’
Kamçıladı konur atı,
Han Kazan Bey düştü yola.
Geldi yurdun üzerine,
Döndü kökten kopmuş dala.
Kazan Bey yurduyla haberleşti,
Görelim Han’ım ne haberleşti:
‘Evim obam benim ortak yurdum
Yaban eşeği ile yaban geyiğine komşu yurdum
Alaca atlı kâfir görmemiş yurdum
Seni düşman nereden dalamış güzel yurdum
Ak otağların dikildiği toprak yalnız
Kocamış anamın oturduğu yer ıssız
Oğlum Uruz’un ok attığı tahta hüzünlü
Oğuz beylerinin at sürdüğü meydan bomboş
Kara mutfaktan arta kalan ocak öksüz.’
Kan doldu çekik göze çekilmez oldu ağrı,
Damarları oynadı sarsıldı kara bağrı.
Tepikledi atını düştü düşman ardına,
Karşısına su geldi ‘ermiş’ der ‘muradına.’
Diyerek, su ile haberleşti,
Görelim Han’ın ne haberleşti:
‘Çağnam çağnam kayalardan çıkan su
Kocaman gemileri oynatan su
Hasan ile Hüseyin’in özlediği su
Bağı bostanı süsleyen su
Ayişe ile Fatıma’nın bakışı su
Şahbaz atların gelip içtiği su
Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su
Yurdumun haberini bilir misin söyle bana
Kara başım kurban olsun suyum sana
Susarsan kötü söylerim sana.
Sudan haber alamadı sonra bir kurda rastladı,
Kurdun yüzü kutsal diye yanık yürek rahatladı.
Varıp kurtla haberleşti,
Han’ım nasıl haberleşti:
‘Karanlık akşam olunca günü doğan
Kar ile yağmur yağınca er gibi duran
Kara koç atlar gördüğünde kişneştiren
Kızıl deve gördüğünde kükreştiren
Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan
Yağlıca tekeyi görünce kapıp kaçıveren
Arkasını burup berk ağılın ardını söken
Karma toklunun semizini alıp yutan
Kanlı kuyruğunca yüzüp çap çap yutan
Uluması korkunç köpeklere kavga salan
Çakmaklıca çobanları geceleyin koşturan
Yurdumun haberini bilir misin söyle bana
Kara başım kurban olsun kurdum sana
Susarsan lânet ederim sana.’
Kurt nasıl versin haberi,
Çobanın kara köpeği,
Uzaklardan geldi beri,
Karşıladı Kazan Beyi.
Kazan, kara köpek ile haberleşti,
Görelim bir Han’ım nasıl haberleşti:
‘Karanlık akşam olunca vaf vaf üren
Acı ayran dökülünce çap çap içen
Gece gelen hırsızları korkutan
Korkutarak şamatasıyla ürküten
Yurdumun haberini bilir misin söyle bana
Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek sana.’
Köpek atın önüne düşüp düşüp sinledi,
Han’dan sopa yiyince vaf diyerek inledi.
Geldiği yöne doğru tekrar çekilip gitti;
Kazan Han arkasından giderek takip etti.
Sonra çobanı gördü onunla haberleşti,
Görelim bir ey Han’ım bak nasıl haberleşti:
‘Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
Ünümü anla sözümü dinle
Alaca atlı kara kâfir konduğu yeri yağmalamış
Ak otağım şurdan geçmiş gördün mü söyle bana
Kara başım kurban olsun çoban sana.’
Ürperdi çobanın derdi,
Kazan’a karşılık verdi:
‘Bre aklı azmış devleti düşmüş
Kara kaygılar başına üşüşmüş
Ölmüş müydün yitmiş miydin a Kazan
Nerde geziyordun neredeydin a Kazan
Alaca atlı kâfir konağını yağmalamış
Neyin var neyin yoksa tutsak etmiş
Dün, yok bugün evin buradan geçti
Kocamış anan deve boynunda aslı geçti
Kırk ince belli kız ile
Karıcığın boyu uzun Burla Hatun ağlayarak buradan geçti
Kırk yiğit ile
Oğlun Uruz başı açık ayak yalın esir gitti
Tavla tavla koç atlarına kâfir binmiş
Katar katar develerini kâfir yedekte çekmiş
Altın akçe bol hazineni kâfir almış.’
Çoban böyle diyerek bırakmadı bir saklı,
Karardı dünya âlem Kazan ‘ın şaştı aklı:
‘Ağzın kurusun çoban
Dilin çürüsün çoban
Hak Teâlâ senin alnına kara yazsın çoban.’
Deyince koca Kazan,
Karşılık verdi çoban:
‘Ne kızıyorsun bana ağam Kazan
Yoksa göğsünde yok mudur iman
Altı yüz kâfirde benim üzerime geldi
İki kardeşim şehit oldu
Üç yüz kâfir öldürdüm gazi oldum
Ne semiz koyun ne zayıf toklu
Kapından bir tek koyun vermedim
Üç yerden yaralandım
Kara başım bunaldı
Yalnız kaldım
Bu mudur suçum
Konur atını ver bana
Altmış tutam mızrağını ver bana
Apalaca kalkanını ver bana
Kara Polat öz kılıcını ver bana
Sadağında seksen okunu ver bana
Ak kirişli sert yayını ver bana
Kâfire ben vurayım
Yeniden doğanını öldüreyim
Yemin ile anlımın kanını ben sileyim
Ölürsem senin uğruna ben öleyim
Allah Teâlâ kor ise evini ben kurtarayım.’
Çoban’ın bu sözleri Han’ın gitti ağrına,
Bastırarak yürüdü acısını bağrına.
Beyinin arkasından Çoban koşup yetişti,
Kazan Han’ın öfkesi biraz olsun yatıştı:
‘Oğul çoban nereye gidersin’ diye sordu,
‘Sen evini almaya gidersin’ dedi durdu.
‘Ben de kardeş kanını gidiyorum almaya; ’
Dedi Karacuk Çoban, ‘kâfire nam salmağa.’
Sordu ki; ‘bir yiyecek var mı karnım acıktı.’
‘Bir kuzu pişirmişim şansınıza bu çıktı.’
Artık beraber olup kuytu yere indiler,
Kuzu düştü ortaya doyasıya yediler.
Çoban ile giderse olur başına kakınç,
Bağladı bir ağaca sara sara hınca hınç:
‘Karnın acıkmamışken gözün kararmamışken,
Ağacı sökmeye bak kurda kuşa yem olma.’
Kalktı yürüyüverdi, dedi Kazan giderken.
Çoban zorlayıp söktü omuzladı sırtına,
Hiç zaman kaybetmeden düştü beyin ardına.
Kazan der: ‘Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır? ’
Çoban der: ‘Ağam kazan bu ağaç o ağaçtır.
Kâfiri tepelerken acıkır karnın yine,
Bu ağaçla bir yemek yaparım yersin güne.’
Bu sözler Kazan’ın hoşuna gitti,
Ellerini çözüp alnından öptü.
Düşmanın başını düşürmek için,
Yiğitler beraber konur at tepti.
Beri yanda Şökli Melik şen şakrak yiyip içer,
Aklından Burla Hatun’a içki sundurmak geçer.
Acılardan fazla acı tattırmak için Han’a,
Haber verir kâfirlere adam salar Hatun’a.
Yakınında bir yerde tutulurdu esirler,
Kulaklarda çınladı çıkan sarhoşça sesler.
Canına odlar düştü her biri yarışarak,
Kızların arasına tezden tez karışarak:
‘Kazan Han’ın hatunu sorarlarsa kim diye,
Kırk yerden ses veriniz hatunu benim diye.’
Diyerek, öğütledi kırk ince belli kızı,
Savuşmadı bir türlü yürekte derin sızı.
Kâfirler gelip sordu hangisi bilmediler,
Gidip Şökli Melik’e: ‘Bilemedik’ dediler.
Kâfirde kırk fikir var:
‘Oğlu Uruz’u çekin.
Asın çelik çengele
Kıyma kıyma et çekin.
Kara kavurma yapıp kırk bey kızına verin,
Kim ki yedi o değil yemeyeni getirin.’
Boyu uzun Burla Hatun,
Tüm bu sözleri duyunca
Çağırıp oğluna söyler,
Görelim Hanım ne söyler:
‘Oğul oğul ay oğul
Benim oğul gözüm oğul
Bilir misin neler oldu
Söyleştiler fısıl fısıl
Kâfirin niyetini duydum
Penceresi altın otağımın kabzası oğul
Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
Oğul oğul ay oğul
Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
On ay diyince dünyaya getirdiğim oğul
Dolaması altın beşikte beklediğim oğul
Beşiklere beleyip ak sütümü emzirdiğim oğul
Kâfirler bu sefer çok kötü düşündüler! ’
Boyu uzun Burla Hatun anlattı birer birer,
Ne duydu neler işitti arından utandı yer.
‘Senin etinden oğul yiyeyim mi
Yoksa dini bozuk kâfirin döşeğine gireyim mi
Baban Kazan’ın namusuna kara süreyim mi
Nicedeyim oğul hey? ’
Uruz anasına kızdı olmadık laf eyledi,
Anam candır demedi biraz acı söyledi:
‘Ağzın kurusun ana
Dilin çürüsün ana.
Ana hakkı olmayaydı,
Şu yerimden doğrulaydım.
Ahın bende kalmayaydı,
O boğazından tutaydım.
Dizim derman bulmayaydı,
Yüzünü yere çalaydım.
Var vadeniz dolmayaydı,
Can tadını göstereydim.
Boş ver beni assınlar kara demir çengele,
Etimi kavursunlar kıyma kıyma yaparak.
Dağıtınca kızlara onca kâfir hergele,
İlk önce sen yiyesin bire iki katarak.
Saki olup namerdin içkisini sunma ha,
Dini bozuk kâfirin döşeğine varma ha,
Babamın namusuna sakın leke sürme ha.’
Oğlunu dinleyip boynunu büktü,
Boncuk boncuk akan yaşını döktü.
Güz elması gibi yanağı çekti,
‘Oğul oğul’ diye inledi durdu.
Uruz, dayanamadı anasına söyledi,
Görelim bir ey Han’ım bakın neler söyledi:
‘Kadın ana karşıma geçip ne böğürüyorsun
Ne bağırırsın ne ağlarsın
Bağrım ile yüreğimi ne dağlarsın
Geçmiş benim günümü ne hatırlarsın
Hey ana arap atlar olan yerde
Bir tayı olmaz mı olur
Kızıl develer olan yerde
Bir deve yavrusu olmaz mı olur
Akça koyunlar olan yerde
Bir kuzucağızı olmaz mı olur
Sen sağ ol kadın ana babam sağ olsun
Bir benim gibi oğul bulunmaz mı olur.’
Böyle deyince Uruz anası çekip gitti,
Kâfir gelip Uruz’u çengel dibine itti.
Gördü azaldı süre
Uruz dedi kâfire:
‘Bre kâfir aman
Tanrının birliğine yoktur güman
Bırakın ki eğleşeyim
Şu ağaçla söyleşeyim.’
Çağırıp ağacı söyledi,
Görelim Han’ım ne söyledi:
‘Ağaç ağaç der isem sana üzülme ağaç
Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç
Musa Kelîm’in asâsı ağaç
Büyük büyük surların köprüsü ağaç
Kara kara denizlerin gemisi ağaç
Erlerin şahı Ali’nin Düldülünün eyeri ağaç
Zülfikâr’ın kını ile kabzası ağaç
Şah Hasan ile Hüseyin’in beşiği ağaç
Erin de avradın da korkusu ağaç
Başına doğru bakar olsam başsız ağaç
Dibine doğru baksam dipsiz ağaç
Beni sana asacaklar taşıyamaz ol
Taşırsan dalın kopmazsa yiğitliğimin âhı seni tutsun ağaç
Bizim elde olmalıydın ağaç
Kara Hindû kullarıma buyuraydım
Seni parça parça doğrayalardı ağaç
Tavla tavla bağlanırken atıma yazık
Kardeş diye beslerken yoldaşıma yazık
Yumruğumda çırpınırken şahin kuşuma yazık
Koştuğu anda tutan tazıma yazık
Beyliğe doymayan kendime yazık
Yiğitlikten usanmayan canıma yazık.’
Ve gönlü Hakk’a bağladı,
Gözyaşı döküp ağladı,
Yanık ciğeri dağladı,
Yardım diledi Rasul’den.
Bu arada sultanım
Salur kazan yetişti,
Sapanı dana derili
Kara çoban yetişti.
Sapanının kolları üç keçinin kılından,
Çatlayıcı derseniz ince belin şalından.
Her atışta on iki batman taşı atardı,
Düştüğünde menzile toz dumana katardı.
Taşın izi gitmezdi ocak gibi oyulur,
Üç yılda ot bitmezdi nerde koyun yayılır.
Semiz toklu yemezdi bir kurt yese duyulur,
Kara Çoban’a ait sapanın kokusundan.
Ve Karacuk Çoban sapan çatlattı,
Kâfirin dünyası karanlık oldu.
Kazan Han: ‘Anamı dileyim’ derken,
Taşın düştüğü yer viranlık oldu.
At ayağı çabuk olur
Akar gider yol üzeri,
Ozan dili çevik olur
Akar gider dil üzeri.
Kazan, kâfire çağırıp söyledi,
Görelim ey Han’ım neler söyledi:
‘Bre Şökli Melik
Penceresi altın otağlarımı getirmişsin
Sana gölge olsun
Ağır hazinemi bol akçemi getirmişsin
Sana harçlık olsun
Kırk ince belli kızla Burla Hatun’u getirmişsin
Sana esir olsun
Kırk yiğitle oğlum Uruz’u getirmişsin
Kulun olsun
Tavla tavla binek atlarımı getirmişsin
Sana binek olsun
Katar katar develerimi getirmişsin
Sana kervan olsun
Kocamış anamı getirmişsin
Bre kâfir ak sütünü içtiğim örme saçlı anamı ver bana
Savaşmadan vuruşmadan çekileyim
Geri döneyim gideyim bunu böyle bil’
Ne bilsin ki kâfir ana kıymeti,
Zannetti Kazan’ın bitti heybeti:
‘Bre Kazan
Penceresi altın otağını getirmişiz
Bizimdir
Kırk ince belli kız ile
Boyu uzun Burla Hatun’u getirmişiz
Bizimdir
Tavla tavla koç atlarını
Katar katar develerini getirmişiz
Bizimdir
Kocamız ananı getirmişiz bizimdir
Sana vermeyiz, Yayhat Keşiş oğluna veririz
Yayhat Keşiş oğlundan oğlu doğar
Sana hasım koruz’
Deyince, hiddetlendi Karacuk Çoban hemen,
Kabardı dudakları tek başına bir tümen:
‘Bre itim kâfir
Bre dini yok akılsız kâfir
Aklı yok derneksiz kâfir
Karşı yatan karlı dağlar yaşanmıştır otu bitmez
Kanlı kanlı ırmakları kocamıştır suyu gelmez
Şahbaz şahbaz atların beli bükülmüştür tay vermez
Kızım kızıl develer çökmüştür yavru vermez
Bre kâfir, Kazan Beyin anası iki büklümdür oğul vermez
Dölünü almaktan sefan var ise Şökli Melik
Kara gözlü kızın var ise getir Kazan’a ver
Bre kâfir senin kızından oğlu doğsun
Siz onu Kazan Beye hasım koyasınız.’
Kazan’ın başındaki bu felaket ne işti,
Bu arada güçlü Oğuz beyleri yetişti.
Kara derede doğan gürbüz kurdun irisi,
Beşiğinin örtüsü kara deve derisi.
Öfkeye tutulunca taşı küle çeviren,
Bıyığı yedi düğümlü ensesine deviren;
Kazan Han’ın kardeşi Kara Göne yetişti.
Demir kapıya tepip davul gibi şişiren,
Kazan gibi yiğidi üç kez attan düşüren.
Gönderi almış tutam ucunda er böğürten,
Düşmana korku salıp bir Türk gibi seğirten;
Ve Kıyan Selçuk Oğlu Deli Dündar yetişti.
Hemit ile Merdin’in kalelerini yıkan,
Demir yaylı Kapçak Melik’in kalbini sıkan.
Kazan Han’ın kızını erlik yoluyla alan,
Oğuz’da ak sakallı ihtiyar gönlü çalan;
Ve Kara Göne Oğlu Kara Budak yetişti.
Ulu Bayındır Hanın düşmanını bastıran,
Tam altmış bin kâfire kızıl kanlar kusturan.
Oğuz’un devletini ak bahtına vardıran,
Boz atın yelesinde soğuk karlar durduran;
Ve Gaflet Koca Oğlu Şîr Şemsettin yetişti.
Horoz gibi çalımlı kartal gibi hünerli,
Gümüş kırma kumaşlı sarı altın küpeli.
Yiğitlerin içinde savrulup öne çıkan,
Oğuz’un beylerini bir bir atından yıkan;
Kazılık Koca Oğlu Bey Yigenek yetişti.
Bayburt’un Hisarından kanatlanarak uçan,
Alaca gerdeğine karşı gelip de açan.
Yedi kızın umudu beylerin imrencesi,
İri kartal vuruşlu Oğuz’un güvencesi;
Kazan Beyin sağ kolu Bamsı Beyrek yetişti.
Kürk olsa kapatamaz altmış toklu derisi,
Topuğuna indirse açık verir gerisi.
Külaha girmez kulak kolu budu irice,
Gövde çınar tomruğu baldırları ipince;
Kazan Beyin dayısı Aruz Koca yetişti.
Mekke ye gidip gelen peygamber yüzü gören,
Dönünce öz yurduna İslam ilmini veren.
Azgın düşman üstüne bir rüzgâr gibi akan,
Öfkelenince birden bıyığından kan çıkan;
Bıyığı alca kanlı Bügdüz Emen yetişti.
Elli kale kilidi bir cebinde gezdiren,
Kara namert düşmanı öz canından bezdiren.
Nice kale beyinin dilber kızını çalan,
Boynunu okşayarak bir bir öpücük alan;
Ve Eylik Koca Oğlu Alp Eren’ de yetişti
Geldi beyler birer birer
Arı suyu gölgeledi.
Alınların değdiği yer
Bir zaferi müjdeledi.
Düşünmeden at teptiler
Düşman arasına dalıp.
Hasmı perişan ettiler
Kalan başa kılıç çalıp.
Yer ve gök kıpkızıl bir savaş oldu,
Şahbaz şahbaz atların nalı düştü.
İndikçe top gibi meydan baş doldu,
Kâfir, gönder yedikçe dalı düştü.
Kara çelik öz kılıçlar kayrıldı,
Bey nökerden nöker beyden ayrıldı.
Kazan Şökli Melik’i böğürttü koptu başı,
Buğacık Melik’e gürz döşendi koktu leşi.
On iki bin kâfir öldü,
Alca aktı nice dere.
Akmayan yer kızıl göldü,
Kâfir tuğu indi yere.
Oğuz için beyi için,
Beş yüz yiğit şehit düştü.
Yurdu oba köyü için,
Beyler ganimet bölüştü.
Kazan bey döndü yurduna
Takıp malını ardına;
Oğlu Uruz, anasıyla
Çekik gözlü sunasıyla.
Yine diktirdi evini
Oturdu altın tahtına.
Tavlacı başılık çıktı
Kara Çobanın bahtına.
Yedi gün yenildi içildi bayram görüldü,
Koç yiğitlere şalvar cübbe çuha verildi.
Dedem Korkut geldi destan söyledi,
Oğuznameyi düzdü ve şöyle dedi:
‘Hani dediğim bey erenler
Dünya benim diyenler
Ecel aldı yer gizledi
Ölümlü dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
En son ucu ölümlü dünya
Dua edeyim Han’ım:
Karlı dağların yıkılmasın
Gölgeli ulu ağacın kesilmesin
Taşkın akan güzel suyun kurumasın
Kadir tanrı seni kötülere el açtırmasın
Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin
Vuruşurken kara çelik öz kılıcın çentilmesin
Dürtüşürken alaca gönderin ufanmasın
Ak sakallı babanın yeri cennet olsun
Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun
Son nefeste imandan ayırmasın
Âmin diyenler tanrının yüzünü görsün
Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun
Allah’ın verdiği umudu kesilmesin
Derlesin toplasın günahımızı
Adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışlasın
Han’ım hey! ..’
Osman Öcal -
12-04-2010, 11:06 PMvuslatiRe: vuslatî'den seçmeler
Ozan Dede Korkut (GÜLCE-BAHÇE)
‘Hani övdüğümüz bey erenler
Dünya benim, diyenler
Ecel aldı, yer gizledi,
Fani dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucu ölümlü dünya…’
Ozanların başı ozanlar piri,
Doğumu ölümü neredir yeri,
Ne kadar yaşamış bilinmez biri;
Rivayet edilip söylene gelir.
Yaşadığı yüzyıl bile belirsiz
Kimi der;
Peygambere elçi hanlara vezir
Kimi der;
Akkoyunlu dönemi…
Her söylence med-cezir.
Kopuzun telinde bir ulu ozan,
Türkün tarihine destanlar düzen,
Derleyip toplayıp Aytur’dur yazan,
Rivayet edilip söylene gelir.
Dedem Korkut’un boyu,
Hanlar hanı Bayındır Han’la
Horasan’dan göçerek
Ulu dağlar, zor ırmaklar geçerek
Kars-Anı’ya gelmiştir,
Kağızman-Akçakale’yi yaylak,
Iğdır-Sürmeli Karakale’yi kışlak bilmiştir.
Büyük destan bilgesi
Derler ki, Korkut Ata
Oğuz’un Bayat Boyundan,
Babası Kara Hoca.
Dokuz ve on birinci yüzyıllar arasında,
Doğum yeri; Türkistan’da Sir-Derya.
Bir de oğlu olmuştur, adı da: Ürgeç Dede
Türk elinin kocası,
Dedem Korkut bir derya.
Her rivayet makbul bize
Devam edelim söze:
Bir evliya O, bir eren
Hazreti Muhammed’den hayır dualar alıp
Yüce Oğuz halkına O’dur İslam ilmini veren.
Dedik ya; bir söylence sadece
Belki de bir ekleme…
Oğuznameye göre:
İki yüz doksan beş yıl yaşamış;
Ne bilen var ne gören.
Rivayet rivayet rivayet…
Türk kavminin atası soyu kamlar soyundan,
En saygın rivayette, der ki: Bayat boyundan.
Hayır ve şerri bilen, kılavuzdur her zaman,
Geçmişten geleceğe kopuzu olur derman.
O gün ki töremizde hem ozandır hem şaman,
Türk kavminin atası soyu kamlar soyundan.
Türkmen Kazak ve Özbek Karakalpak Başkurt’ta,
Bilinir Korkut Ata Türk’e vatan her yurtta.
Şölenlerle dillenir kültür kenti Bayburt’ta,
En saygın rivayette, der ki: Bayat boyundan.
Tartışılmaz bir gerçek,
Gerçeği Hak bilir ancak.
Ancak destanlar söyler ki bize;
Bizim dilimizden bizim ilimizden,
İlimizden Bayburt çevresinde yaşamış.
Yaşamış aynı bölgede Oğuzlarla Kıpçaklar,
Kıpçaklarla Gürcülerle savaşları anlatır Korkut Ata.
Korkut Ata, şayet yaşamamışsa da Bayburt’a,
Bayburt’ta yüzyıllardır destan destan dildedir,
Dildedir ihtiyarında gencinde erkeğinde kadında.
O Ulu kişi
Bir dahidir bir bilge,
Oğuz elinde doğan güneş
Hanlara beylere övgüler düzen,
Kavurur alevi, yanıp sönmeyen ateş.
Birer birer anlatır Türk kavminde töreyi,
Gaipten haber edip sezgi alır gününde
Yol gösterir Oğuz’a gider kendi en önde,
İmana gelmeyene silah kılar pireyi.
Desturudur doğruluk erce sözünde durur,
Gönlü birlikten yana büyük aşkı vatandır.
Güçlünün karşısında hep zayıfı tutandır,
Ölümü göze alıp olmayanı oldurur.
Esirgemez hürmeti aksakallı kocalar,
Danışmanı zor işin Türk’ün akıl danesi;
Çözümüyle şenlenir hanlar beyler hanesi.
Geçmişini bilmeyen gelecekte bocalar,
Kılavuz olsun bize yol göstersin atiye;
Haram lokma gibidir ele giden methiye.
Bakın hele ne demiş,
Dirse Han’a a beyler!
Yemez yiğit hakkını,
Sözünü haktan söyler.
‘Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana,
Taht ver, erdemlidir.
Boynu uzun yüğrük at ver bu oğlana,
Binit olsun, hünerlidir.
Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana,
Şişlik olsun, erdemlidir.
Katarından kızıl deve ver bu oğlana,
Yük taşıyıcı olsun, hünerlidir.
Altın başlı otağ ver bu oğlana,
Gölge olsun, erdemlidir.
Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana,
Giyer olsun, hünerlidir.’
Türk dünyasında kabul görmüş
Efsanevi ululardan bir ilki,
Boy boylayan soy soylayan
Hem destancı hem ozan.
Şiiri nesre yakın belki
Nesirleri şiire;
Kopuzu yeter ona,
Kim demez ki çağlayan.
Töre onsuz ad koymaz yetişen tahtsız gezer,
Yiğitlik göstermeyen bir ömür bahtsız gezer.
Hak eden alır adı yapılan bir törenle,
Eğlenir hanlar beyler en görkemli şölenle.
‘Ünümü anla sözümü dinle Pay Püre Bey,
Allah Teâlâ sana bir oğul vermiş, uzun yaşatsın.
Ak sancak kaldırınca Müslümanlar arkası olsun.
Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa,
Allah Teâlâ senin oğluna güç versin.
Kanlı kanlı sulardan geçer olsa, geçit versin.
Kalabalık kâfire girince,
Allah Teâlâ senin oğluna fırsat versin.
Sen oğlunu ‘‘Bamsam’’ diye okşarsın,
Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun.
Adını ben verdim, yaşını Allah versin.’
Birisine Boğaç der birine Bamsı Beyrek,
Yiğitsiz olmaz destan işte bir örnek Segrek.
Bir ihanet simgesi Kazan Han’ın dayısı,
Destan dedik ya sık sık tam on iki sayısı.
Her birisi bir boy’un aynı Oğuz töresi,
Doğu Anadolu’muz Azerbaycan yöresi.
Basmış bağrında saklar Ortaysa Kazakistan,
Derler onsuz olur mu Türk yurdu Türkmenistan.
Ata Rahmanov’dan dört tane:
İğdir, Dışoğuzların Gever Hanlığına Karşı Savaşı,
Oğuzların Melâllaşması, Korkut’un Kabri Kazıldı.
Nurmırat Esenmıradov’dan iki:
Teke Muhammet, Salur Kazan ve İtemcek.
Derlenerek yazılmış
Her biri ayrı destan;
Bunları da eklersek tam on sekiz edecek,
Yaşıyor gönül gönül yaşatacak gelecek.
Dedem Korkut işte bu
Nerde Türk var orda var,
Balkanlardan Altay’a
Her boy kendinden sayar.
Tiyatroda filmde
Rastlanılır adına,
Şiirlerde masalda
Doyulmuyor tadına.
Öyle bir ulu ozan ünü dünyayı aşan,
Kazılırken görür hep nerde olsa mezarı.
Sonunda teslim olur ecel önünde koşan,
Sir-Derya’nın ağzı der, rivayetin yazarı.
‘Hani övdüğümüz bey erenler
Dünya benim, diyenler
Ecel aldı, yer gizledi,
Fani dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucu ölümlü dünya.
Bu kara yer bizi de yiyecektir,
En nihayet uzun yaşın ucu ölüm,
Sonu ayrılık!’
Kim ki sahip çıkarsa Ozan Korkut Ata’ya,
O da onun sahibi Hak düşürmez hataya.
Azerbaycan şairi Bahtiyar Vahapzade,
Ne diyor bakın hele gönül olmuş azade.
“Bir yerde ölüp beş niye bin yerde mezarı
Çünkü kazılır her gün gönüllerde mezarı
Otlarda, çiçeklerde ve güllerde doğuldu
Bir yerde ölüp beş niye bin yerde doğuldu
Efsane mi gerçek mi bu insan, ince insan
Varlı sesidir, kopmuş o Türk’ün kopuzundan!”
Türkistan’da bir mezar bir mezarda Bayburt’ta,
Yaşayacak her daim varsa tek Türk bir yurtta.
Dua edeyim Han’ım:
‘Karlı dağların yıkılmasın,
Gölgeli ulu ağacın kesilmesin,
Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
Yüce Tanrı seni kötülere el açtırmasın,
Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin,
Vuruşurken kara çelik öz kılıcın çentilmesin,
Dürtüşürken alaca gönderin ufanmasın.
Aksakallı babanın yeri cennet olsun,
Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun,
Son nefeste imandan ayırmasın.
Âmin diyenler tanrının yüzünü görsün,
Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun.
Allah’ın verdiği umudu kesilmesin,
Derlesin toplasın günahınızı;
Adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyu hürmetine bağışlasın,
Hânım hey!..’
Osman Öcal
Aytur: Dede Korkut hikâyelerini yazıya ilk geçiren olduğu rivayet edilen Akkoyunlu Ozan.
